Diş Apsesi ve Homeopati (Kişisel Deneyim İçerir)

Tamamlayıcı tıp, alternatif tıp yada adı her ne ise… Tıp ile işi olmayan benim gibi birisinin, bildiği tek tıp, hastanelerde ki doktor ve ilaçlardan ibaretti taa ki 1,5 sene önce biorezonans ile tanışana ve sonrasında akupunktur, bach çiçekleri gibi ilginç konulara rastlayasaya kadar… Bu konularda ki deneyim ve bilgimi önceki yazımda az da olsa anlatmıştım ama bu yazımda bambaşka bir deneyimden bahsedeceğim…

Diş Apsesi ve Homeopati

Hayatımın yarısından fazlası bir sorunla mücadele etmekle geçti ve geçiyor… Bu sorunu söyleyeyim, diş fırçalarken midem bulanıyor, dişçi koltuğunda ise bulantı refleksi had safhaya varıyor ki bu yüzden çok pahalıya mal olan bedeller ödedim… İtiraf etmek gerekirse biraz dişçi, doktor korkum var gibi, her ne kadar çok fazla hastaneler ile işim olmasa da basit bir test için ufacık tüpler için kan vermem gerekse, zihnim düşünmeden edemiyor, yani kolumu hemen uzatamıyorum. Sebebini düşündüm, anksiyete falan, yada nedir yani beni düşüncelere sevk eden diye, pek mantıklı bir şey bulamadım… Zaten bu yazının konusu da bu değil…

Bundan 2,5 hafta önce kanal tedavisi olmam gereken bir diş, bu korkularım sebebiyle 7 aydır ağrı kesici haplar ile baskılanmakta… dişçiye gidiyorum lakin ağzımı açmam ile bulantı refleksinin devreye girmesi 30 saniye sürmesi neticesinde gerekli müdahale olmadan koltuktan kalkıyorum… bu tarz baskılama nedenleriyle 2,5 hafta önce bir sabah yanağımda koca bir şişlik ile kalkmama sebep oldu… Zaten çekiniyorum ama kocaman bir şişlik ve haberlerde zaman zaman denk geldiğim, apsesi yüzünden neyse devamını getirmek istemediğim haberlerin korkusuyla hemen diş hekiminden acil randevu aldım ve saolsunlar bana antibiyotik ve gargara yazarak uğurladılar.

Tabi hemen hapları kullandım, apse iner gibi yaptı lakin antibiyotik bir hafta içinde bitmesine rağmen apse tam inmedi. Ama çok ta önemsemedim, nasılsa iner dedim.

Neyse gel zaman git zaman derken, bu yazıyı yayınladığım gün pazartesi, bu günden 2 geri gelelim, cumartesi günü hem Kardiyolog hem de Homeopati Uzmanı olan Dr. Neslihan Gülmez‘in kliniğinde iken öğlen saatleri bir den apse yapan dişimde bir şişlik ve ağrı hissetim. Hemen lavabo da aynaya baktım ve maalesef yine apse olduğunu gördüm yalnız bu sefer beni daha da korkutan apsede beyaz irin tabakası gibi bir şeyin de varlığıydı…

Haliyle betim benzim attı, dedim ben acil olarak dişçiye gidiyorum, Dr. Neslihan Gülmez ise beklememi söyledi ve tedirgin olarak beklemeye başladım. Bana bir tane mercimekten daha küçük beyaz bonbon gibi bir şey verdi ve bunu ağzımda eritmemi söyledi, daha önce homeopati deneyimim olmadığı için kafamda soru işaretleri ile yine de kendisine güvenerek verdiği minicik beyaz bonbon ilacı ağzımda erittim, sonrasında bana seyreltilmiş ilaç daha verdi ve 3 saatte bir 3 damla olarak kullanmamı söyledi…

Homeopati hakkında 1-2 haftadan beri bir şeyler okuyor dinliyordum ama hiç deneyimleme fırsatım olmamıştı. O şans elime geçmişti ama tam da en hassas olduğum yerde geçmişti. Acil bir durum vardı ve homeopati ile ilk deneyimimim bana göre oldukça zorlu bir sınavda test edilecekti…

Endişe ve umutla klinikten ayrıldım ve eve geçtim. Saat öğleden sonra 3 gibi bu olay başıma geldi, saat akşama doğru 5 gibi evde endişe ile beklerken, bir anda endişelerim tavan yaptı… Çünkü apse yapan yer çok daha şiddetlendi, ağrı kulağıma vurmaya başladı, baş ağrısı, acı, ağrı her şey karmakarışık yaşanmaya başladı ve bu beni çok daha endişelendirdi… Bir mühendis olarak durumu tarif etmek istersem sanki kimyasal bir şeyler oluyor gibiydi, iki madde etkileşime giriyor ve ortaya ısı, acı, ağrı çıkıyor… Hayal dünyam da eskilerin bir çizgi filmi vardı, “Bir varmış bir yokmuş” diye aynı orada ki olaylar gibi sanki mikroplara karşı almış olduğum ilaç savaşıyor gibiydi…

Hemen Dr. Neslihan Gülmez’e yazdım, durum böyle dedim, kendisi sabırlı olmamı ve agrevasyon olabileceğini söyledi. Bende yine kendisine güvendim ve bir yandan da agrevasyon nedir diye google’da aratmaya başladım. Çeşitli tanımlarını görsem de işime gelen tanım olarak, verilen homeopatik ilacın işe yarayacağına delil olarak, kısmi süreli semptomların kötüleşmesi ve sonrasında iyileşmesi olarak algıladım ve yaşadığım o zor zamanları bu düşünceyle aşmaya çalıştım…

Çok sürmedi 1-2 saat içinde kulak ağrısı gitti, apse yapan yer de ki ağrı gitti ve ben bu sırada vay be şu olaya bakın moduna geçtim… 3 saatte bir 3 damla şeklinde almaya devam ettiğimde gece yarısı az bir saat kala, apsenin beyaz irinli kısmının etrafının kararmaya başladığını gördüm, tabi yine Dr. Neslihan’a danışıyorum, böyle böyle oldu diye kontak halinde bilgilendiriyorum… Sonuç olarak o gece bir doz daha ilaç alayım diye gece 1 yada 1,30 da falan yattım.

Yatarken de sabah nasıl olacağımı çok ama çok merak ediyordum… Neyse sabah oldu, apse yapan yere hemen aynada baktım, irinli bölgenin etrafı daha da kararmış, kabuk tutmaya yüz tutmuş gibi, şişlik %70 oranında inmiş, ağrım sızım yok… dedim bu nedir böyle yaa…

Apse yapan diş ve apsede ki ağrı gitmişti ama bu sefer de kaslarım da ağrı hissetmeye başladım, özellikle bacak kaslarımda bir de hafif baş ağrısı ile biraz ateşim çıkmıştı. Yine doktor hanıma danıştım, kendisi kullanmamı söyledi, ben ilk günün verdiği pozitif etki ile ama ateş ve kas ağrısının verdiği huzursuzlukla 3 saatte bir homeopatik ilaçtan almaya devam ettim…

Ve bugün pazartesi, bir uyandım o dün beni rahatsız eden bacak ağrısı yok, baş ağrısı yok, ateş yok, hatta bugün gün içinde bir avm ye girdim ateşimi ölçtürdüm 36,2 çıktı, apse yapan yer daha da indi, irin kısmı tamamen gitti, apse yapan diş ve dişeti bölgesinde ağrı yok… Açıkçası inanılır gibi değil ama bunların hepsini bizzat yaşadım…

Bu yazıyı yazarken kaç kelime olmuş diye bakarken tam bu kelimelerde 800 adet kelimeyi yazmış bulunmaktayım. Biraz uzun olmuş olabilir ama şifa arayan birisi için her satırda önemli notlar bulunmakta… Ben homeopatiyi bu yaşımda keşfettim ve akut yani acil bir durumda risk alarak denedim ve sonuç muazzam oldu. Bu olay sonrası homeopati hakkında okuduklarım daha bir umut verici geldi ve benim yaşadığım olay her ne kadar basit gibi görünse de benim için bu testten homeopatinin başarılı çıkması, diğer hastalıklar ve sorunlar için homeopatinin ne kadar etkili olabileceğini gösterdi. Özellikle 1 hafta boyunca kullandığım antibiyotik’in yerine minicik bir ilacın böylesine güçlü bir etki yaratması beni gerçekten çok heyecanlandırdı.

Bu yazımızdan çıkarılacak dersler olarak, homeopati ve agrevasyon, diş apsesi ve homeopati, homeopati kullanıcı yorumu gibi bizzat deneyimlenmiş vaka analizini gönül rahatlığıyla her yer de kullanabilirsiniz.

Herkesin sağlıklı, huzurlu, mutlu bir hayat geçirmesi dileğiyle…

Günlük Alınması Gereken Vitamin ve Mineraller

Peygamber Efendimizin buyurduğu, 5 şey gelmeden önce 5 şeyin kıymetini bilin;

  • Hastalık gelmeden önce sıhhatin
  • Yaşlılık gelmeden önce gençliğin
  • Fakirlik gelmeden önce zenginliğin
  • Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin
  • Ölüm gelmeden önce dünya hayatının

hadisini hemen hemen herkes duymuştur, yazımın konusu bu beş şeyden ilki olan sıhhat ve hastalık konusu, zaten düşününce hepsi birbiriyle ilintili lakin sıhhat gibisi yok…

Neden bu konuyu seçtim, epeydir burada yazı yazmıyordum, boş durmadığım bir gerçek ama bazen her şeyi yazmak yada bir şeyler yazmak özellikle de yazımın ana konusu olan sağlık sıhhat mevzularıyla ilgili yazmamın sebebi bu konularda sıkıntı yaşıyor olmamdan kaynaklanıyor.

Allah’a şükürler olsun nice hastalıklar var ki, benim rahatsızlıklarım onların yanında solda sıfır kalır, lakin insanın eline toplu iğne batsa malum canı acıyor…

Beyin bedava diyen arkadaşa çok haksızlık ettiler, adam gerçekten anlayana çok güzel bir söz söyledi ama işte, malum ülkemizin internet mizahı yeteri kadar malzeme kullandı, ama hakikaten beyin bedava ve müthiş bir şey, bir kere çalıştırdınız mı sonra devamı geliyor, yükledikçe yüklüyorsunuz, daha fazla istiyor, benim de bu aralar favori konum sağlık.

Instagram diye bir sosyal medya var ki, facebooktan kaçan herkes orada, daha kolay daha pratik, ihtiyacı karşılıyor, haliyle bir şeyler öğrenmek isteyenler için müthiş bir yer, benim takip ettiğim konular ise sağlık ve doktorlar, dermatologdan, iç hastalıklara, glutensiz yaşamdan, vücut geliştirmeye, spordan, beslenmeye bir çok konuda güzel içerikler üreten kişiler var ve artık bazı şeyleri o kadar çok görünce biraz da üstüne gidince yavaş yavaş uzmanı oluyorsunuz.

Beynin güzel tarafı ise, birçok farklı alanda ki konuları birleştirip ortaya güzel sonuçlar koyabiliyor olması… başladığım bir kitap var Ayşegül Çoruhlu’nun Alkali Diyet adlı kitabı, vücudumuz da ki asit ve alkali dengesinden bahsediyor, mitokondrinin enerji üreten fabrikalar olduğunu ilkokul yada ortaokul her neyse orada öğrenmiştik ama bu kitap ta ise bu mitokondrinin ne kadar hassas olduğunu öğreniyorum.

Şimdi, sahip olduğum problemleri biraz yazayım, spor yapıyorum ve yaptığım sporda çok fazla enerjiye ihtiyacım var ama bu enerjiye sahip değilim, vücudumun bir bölgesinde var olan bakterileri yok etmem gerekiyor ki sürdürülebilir bir sağlığım olsun, istediğim şekilde hem modern tıp hem de fitoterapi yada alternatif tıp konusunda bilgili hekime rastlayamamış olmam, yakmam gereken yağlarımın olduğu ve spor yapmama rağmen gitmediği… bazı şeyleri değiştirmem gerektiğini bildiğim halde ne yapacağımı bilmediğim için duyduğum kaygı…

İlk problemimden başlıyayım, yoğun güç ve enerji gerektiren sporum da istediğim full enerjiyi nasıl sağlayacağımı mitokondrilerimin verimli çalışması gerektiği konusunda karara vardım ve mitokondrinin verimli düzgün çalışabilmesi için ortamın alkali ( hani asit baz ph dengesi var ya ondan bahsediyorum ) olması ve mitokondrinin işlevini yapabilmesi için gereken, magnezyum gibi minerallere ihtiyacım olduğunu anladım. Kısaca magnezyum tüketmeliyim günlük ne kadar ihtiyacım varsa…

Daha sonra yada ilk olarak ortamın alkali olabilmesi için vücuda gerekli olan mineralin kalsiyum olduğunu, eğer vücut yeterli kalsiyuma sahip değilse kemiklerden bu kalsiyumu aldığını, bir bölgeniz de kireçlenme var sa orada asitli ortam sorununuz olduğunu, ve benim gibi birinin peynir yada kalsiyum veren besinleri almadan sadece günde 500 gram yoğurt yiyerek günlük ihtiyacını karşılayabildiğini öğrendim. Ayrıca kalsiyum ve magnezyumun bir çok işte birlikte yer aldığı falan filan….

Gelelim bakteri sorunuma, bilmediğim bir sorunun bana bazı şeyleri kaybettirdiği yada acı çektirdiği hatta uzun süreli acı çektirdiği beni kitlediği doğrudur, vücudumda bazı anormal durumların olduğunu görmüştüm lakin nedense bir önlem almamıştım, aslında düşünsene olağan dışı bir durum var ve senin canın sıkıldığı halde harekete geçmiyorsun, tabi bunun alt nedenleri olarak korku ve bilgisizlik yattığı besbelli… ve burada kendi çözümlemem şu şekil oldu, madem ben ilaç doktor hastane üçlüsünden korkuyorum, bana korku değil ümit veren bitkisel tedavilerin bana ne şekil uygulanabilir olacağını bilmem beni çektiğim acılardan kurtarabilirdi, lakin fitoterapi, alternatif tıp, aromaterapi, ayurvedik tedaviler, eski hekimlerin sırlarını bilen acaba kim yada kimler vardı, malum ön yargılı şifacıların olması, doktorların bir kısmının bu konularda tartışmaya bile gerek görmemesi, yahut bilmemesi, beni kendi derdimi kendimin çözmesine itti ve malesef ki bu konularda ilmimin olması, sadece ipucu üzerine gitmem ama asıl olayın, deneylerle kanıtlabilir olması ve benim bu konuda çaresiz kalıyor olmam oldukça üzücü…

Gelelim yağlardan kurtulmaya, dediğim gibi haftada üç gün maksimum spor yapmaya çalışıyorum, arada fireler olsa da yine de sporsuz haftam nadirdir, ama gel gör ki bir miktar yağ sorunum var, bunun asıl nedeni elbette beslenme yanlışları… Bir söz var, Beslenme doğruysa ilaca gerek yok, beslenmen yanlışsa ilacın faydası yok… şimdi bu söz doğru bir söz ve ama gel gör ki bütüncül bir tıp yada önleyici koruyucu tıp olarak hangi aşamadayız…

Hepsini toparlarsam, yeterli beslenemediğimiz için hasta oluyoruz, doğru yönlendirme olmadığı için hastalığa şifa bulamıyoruz, paraları hastanelere, ilaçlara saçıyoruz, hem zaman kaybı hem hastalık nedeniyle iş kaybı… ve devamında bir çok sorun…

Peki ya çözüm ?

Bana göre ilk olarak şu yemek listeleri yapılması gerek, insanların sağlıklı beslenebilmesi için yada sağlıklı olabilmesi için günlük alması gereken vitamin ve mineralleri ne yerse alır gibisinden bir yemek listesi, sallıyorum, günlük 300 mg kalsiyum için sabah 50 gram beyaz peynir ( gerekirse marka versinler yada standart ) akşam 200 gram yoğurt, b vitamini için sabah bir yumurta akşam da semiz otu yemeği gibi bir yemek listesi yapmaları gerekir, ve de alternatifleri olmalı, akşam yemeği için aynı değerleri verebilecek, bir çok yemek olmalı ki insanlar sıkılmasın.

Bu dediğim olayı, devletin hastanelerinde çalışan, doktorlar, diyetisyenler neden yapmıyor, biriniz de Allah rızası için şu işi yapın yahu, ne kadar büyük bir iş olduğunu göremiyor musunuz, alacağınız hayır duaları ve de bu ülkeye katacağınız değer sonsuz olacak, bunu yalvarırım tez zamanda birileri yapsın, kaybedecek bir saniyemiz yok bu ülkede…

İkinci olarak, devletin fitoterapi yada bitkilerden elde edecekleri şifa sırları için, devasa bir botanik bahçesi olan devasa laboratuarlara ihtiyacı var, en nefret ettiğim durum şu, televizyona çıkıyor birileri diyor ki kekik diş etlerine iyi geliyor, eyvallah güzel de, kaç derece su da demlicez, kaç dakika demlicez, uygulamasını nasıl yapacağız, hangi kekik türü, kekik doğru mu kurutuldu, taze kekik mi, 2018 yılında ben farazi konuşmalardan nefret ettim, kardeşim madem böyle bir bilgiye sahipsin bunu deneylerle ispat et, yap yahu 100 tane deney yap, her derece suda kekiğin suya vereceği maddeleri test et ve bize gerçek bilgilerle gel, illa ifşa et demedik, bunu tedavi haline getir ve devlet bünyesin de bunu insanlarımıza ve insanlığa uygula, bu paha biçilemez bir değerdir…

Dediğim gibi, devasa bir botanik bahçesi olan, arkasında her türlü otu bitkiyi yetiştiren bir modern laboratuar olmalı ki, işlem sonuç versin, elbette her yöreye özgü farklılaşmış bitki türleri olacaktır, onların da keşfi ve deneyleri yapılarak bu işin insanlığa sunulması gerekiyor en acilinden…

Üçüncü olarak, ne şekilde beslenmemiz gerektiği neler yememiz gerektiği belli olduktan sonra ihtiyacımız olan ürünlerin organik olarak üretilmesini sağlamak, zehirli ilaçlı ürünleri yiyerek yine mi hasta olacağız…. Geleceğin mesleği organik tarım ve ne olursunuz bir an önce geçelim bu düzene ve ölmeyelim…

Derdimiz ölümden kaçmak değil, hastalıklardan kaçmak, çalışacaksak sağlıklı bir vücutla çalışmak, ibadet edeceksek sağlıklı bir vücutla ibadet etmek, spor yapacaksak dipçik gibi olmak….

Bu dediklerim devlet politikası olmalı, halkı yaşat ki devlet yaşasın, insanlarımızın ben artık daha kaliteli bir hayatı hak ettiğini düşünüyorum, önce kendimiz, sonra ailemiz, çevremiz derken tüm dünyayı kurtarmalıyız…

Allah’ım bu bir yalvarış, ne olursunuz bu gönlümden geçenler tez zaman da olsun, kaybedecek tek bir saniyemiz yok, gayemiz, halka hizmet, insanlığa hizmet, size hizmet…

Amin…