Mühendislik Fakülteleri Sınav Sistemi

Mezuniyetin üzerinden epey geçti, sıralı girilen sınavlarda neler yaşadığımı kısmen unuttum, lakin zaman zaman yine sınavlara girmek zorunda kalıyorum. Tabi isteksiz girilen sınavların kimisinden kalıyorum, her kaldığım sınav sonrası canımı sıkan bir mevzu var, sınav ve sınav kontrol mevzusu.

Sınav sözcüğü bilgi derecesini anlamak için yapılan test, imtihan anlamına geliyor. Mesela bir sertifika almak isterseniz sizi eğitime sokuyorlar sonra da sınav yaparak bilginizi ve yeterliliğinizi ölçüyorlar. Yüksek lisans eğitiminde bazı derslerin sınavlarında notlar açık halde sınava giriyorduk. Ezber yapmayacağımız için seviniyordum, gerçi onda da ders ne anlatıyor bilmediğim için, önüme kainatın formülünü de versen nerede kullanacağımı bilmediğim için bir anlamı olmuyordu.

Herşeyi geçmek istemiyorum ama en azından kısmi duruma indirgeyeyim, MMO dan bir sertifika için eğitime girdim, ilk sınav hakkımda kaldım, iş saatlerin de ki uyumsuzluklar dolayısıyla püf noktaları kaçırmış olduğumu sınav sonrası öğrendim, neyse dedim ikinci sınava girdim, oda ne, ilk sınav da hakikaten bir çok şeyi bilmeden yaptığımı öğrendim ki, iki sınav arası 3 ay ve elimde ki notlar ne ise onlarla çalıştım, ama sonuç yine hüsran. Bu sefer canım sıkıldı, eğitim notlarının yada elim de ki notların yetersiz olduğunu anladım, bu ilk tespit, daha sonra sınavı okuyan kişiyi merak ettim, sınavları okurken kafasında ki amaç nedir, benden birebir tam bir cevap mı bulmamı istiyor, neden geçmeme olanak tanımıyor ki, bu sertifika sadece başlangıç, eğer ben kötüysem zaten piyasa da iş yapamam, hatalarım var sa zaten projenin kontrolünde ortaya çıkar ve geri döner. Sektörden birilerine danışayım dedim bir konuda onlar da ya biz öyle yapmıyoruz, biz de program var yada şöyle alıyoruz gibisinden lafları duydum, eee tamam da sizin amacınız nedir, gerçekten bilmek istiyorum. Önümüzü açın çıkalım piyasaya işi öğrenelim.

Sınavımı okuyan yada değerlendiren kişiye ulaşmak istedim ama olmadı, hatalı düşünüyor olabilirim yada doğru düşünüyor da olabilirim, ben yada onlar bu iki seçenekten birinde, neden birbirimizin soru işaretlerini gider miyoruz ???

Gayrete değer verelim, biz boş kağıt verip te neden bizi geçirmiyorsunuz demiyoruz, gayretimiz ortada iken neden bizim hevesimizi kırıyorsunuz.

Asıl sorun burada…

Atatürk Paradoksu

Bu yazıyı yazmama sebep olan Ümmiye Koçak ile ilgili bir haberin başlığında bugün nefes alıyorsam Atatürk sayesindedir yazmasıdır. Güzelim Atatürk’ü kullanmayan kalmadı, ne zaman biri prim yapmak istese, paylaşımını attırmak istese hemen bir Atatürk paylaşımı yada Atatürk ile alakalı bir şey, hop işlem tamamdır, hemen alkış kıyamet…

Bir zamanlar halkı Din, Allah, Peygamber diye kimler kandırdıysa bu tarz paylaşımlar da aynı değerde.Belirli tribünlere oynamak istiyorsan kurallar basit, umarım her iki tarafta ki bu bağnaz düşünceler son bulur da, Atatürk’ün de dediği gibi, Bırakın beni övmeyi, memleket için ne yapacaksınız onu söyleyin sözünün hakkı verilse.

Gelelim paradoksa, paradoksun bir sürü tabiri tanımı mevcut, kısaca anlamanız için bir örnek vereyim, “ben her zaman yalan söylerim” bu koyu ve tırnak içerisinde yazdığım bir paradoks, açıklarsak, her zaman yalan söylerim diyor, eğer bu söylediği doğru ise demek ki her zaman yalan söylememiş oluyor, basitçe böyle, peki gelelim yazımızın başlığı olan Atatürk Paradoksu‘na, biz Atatürk ile prim yapanları eleştiriyoruz, ama eleştirirken biz de Atatürk’ü kullanıyoruz, kısacası kısır döngü ve paradoks.

Aslında mesele şu, biz geçen onca yıla rağmen büyük bir lider çıkartamadık ki sürekli Atatürk’ü kullanıyoruz, tarihimiz de ne kudretli başarılı padişahlar geldi geçti, Ertuğrulgaziler, Fatih Sultan Mehmedler, Yavuz Sultan Selimler, Abdülhamidler, Alparslanlar… bu saydıklarımın hepsi, görevlerini icra ettiler ve devirleri kapandı, saygımız sonsuz hepsine, Atamız da öyle, oda geldi vazifesini yaptı ve ahirete intikal etti, bizim artık yeni bir lidere ihtiyacımız var, ancak bu tartışmalar böyle son bulur.

Hedef büyük olursa tutturma şansımız daha fazla olur, hakkımızda hayırlısı olur inşaallah…

Bu arada Ümmiye Koçak için herhangi bir eleştirim yok, az biraz yaptığı işleri biliyorum, eleştirecek bir konumda değilim, kendisine buradan herhangi bir gönderme yapmıyorum. Şahıslarla bir işim yoktur, olmayacakta…

Tanımsız Dul Kelimesi

Bu zamana kadar nasıl bir kelime türetilmemiş yada insanlar hiç mi benim gibi düşünmedi, merak etmiyor değilim. Ne zaman birinin medeni durumunun dul olduğunu öğrensem, aklıma ilk şu soru geliyor, acaba eşinden boşandı mı, yoksa eşi vefat mı etti…

Bu yazıyı yazmadan önce Türk Dil Kurumunun sitesinden sorgulama yaptım ve aynen şu şekil;

Eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek, bu iki durum birbirinden farklı şeyler ki, nasıl oluyor da bu ikisini bir tutup tek kelimeye indiriyoruz, neden dilimize bir kelime daha üretmiyoruz ???

Bu konuda ki görüşümü TDK’ya bildirmek istedim, TDK’nın da Türkçe Tartışma Topluluğu varmış, ama ne yazık ki sayfa açılmadı.

İşin özü dul kelimesi eşi ölmüş insan için kullanılmalı, yada iki durumdan birine indirilmeli, nasıl ki öksüz ve yetim farklı iki anlama gelip kafa karışıklığı oluşturmuyorsa bu durumun da acilen çözülmesi gerekiyor, dilimize güzel bir sözcük kazandırmak hoş olurdu.

Umarım bu hayalim gerçek olur…