Etiketler:bıldırcın yetiştiriciliği Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 18:52 - 26 November 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: bıldırcın yetiştiriciliği, Cem Seymen, sürdürülebilirlik   

    Bir Bıldırcın Nelere Kadir 

    İnsanların zevkleri değişir mi yoksa zevklerinin ne olduğunu büyüğünce mi anlıyor çok ta kafa yorulacak bir soru değil, en azından benim için… düne kadar ilgimi çekmeyen durumlar konular şuan ise saatlerce sıkılmadan peşinden gidebileceğim, izlerken dinlerken zevkten dört köşe olduğum konular halini aldı.

    Mesela, tarım, doğa, hayvancılık ve de sürdürülebilirlik…Çok fazla televizyon izleyen biri değilim, hoşuma giden bir programa denk gelirsem de tv yi ne kadar özlediğimi anlıyorum, ama aslında özlediğim tv değil, tv de ki güzel programları izlerken aldığım keyif, yine böyle anlardan biri bu yazıyı yazmadan az önce meydana geldi. Cnntürk ekranlarında “Cem Seymen”‘in hazırladığı “Başka Bir Dünya Mümkün” programında balıkçılık üzerine sürdürülebilirlik kavramı ve Fransa’da ki güzel bir kooperatiften bahsetti. Bu konu iki yönlü ilgimi çekti, ilki bir kaç haftadır balığa gidiyor olmam ve diğeri ise az da olsa benim de ülkenin hayvancılığına katkı olarak üretim gerçekleştirmemdir.

    Fransa’da ki o kasaba da yer alan balıkçılık müzesinde bir balığın nasıl fiyatlandırıldığı, hangi aylarda hangi balığın avlandığı gibi harika ötesi görseller mevcut. Gelelim yazımızın başlığına bir bıldırcın bakalım nelere kadir gelecek…

    Biraz vakit bulabilirsem güzel bir kısa ama öz kitapçık daha yazacağım ve bu sefer konu bıldırcın yetiştiriciliği olacak ve kişisel deneyimlerim ve analizlerimi içerecek. Ama bu yazıda biraz değineceğim, nasıl mı, aynen şöyle…

    Şimdi devletimiz dışarıdan et ithalatı yaparak et fiyatlarını ucuzlattı, insanlar biraz daha fazla et yiyebilecek, benim bıldırcın üretimi olaylarım da bu tarz bir yaklaşımla başlamıştı, üretmek, çok olsun ki insanlar ucuz ucuz yesin, ülkemize değer katalım gibilerinden ama gelin görün ki, maceram 4 ay gibi bir sürede gerçeği çok çabuk gösterdi ve beni ülke ekonomisi, çiftçilerin bulundukları durum, bu durumlardan nasıl kurtuluruza kadar bir çok konuda görüşümü genişletti.

    Cem Seymen’in bu hafta yayınlanan programında, üretici kar edemezse üretimi durdurur ki gibi bir söz sarfetti, belki de daha güzel söylemiştir lakin aklımda o tarz kalmış, şimdi bu sözün açılımını yapayım, bir bıldırcın üzerinden.

    Ufak bir veri analizi yaptım,

    Deney gurubum olan 4 adet yetişkin bıldırcın ki bunun ikisi dişi ikisi erkek, veriler aynen şöyle;

    • 4 Adet Yetişkin Bıldırcın 1 Ayda tam 4 kilo yumurta yemi tüketiyor.
    • 1 kilo yumurta yemi 2,5 lira, perakende fiyatı
    • 1 dişi bıldırcın havalar güzel ise sıcak ise ( kış ayları istisna ) her gün 1 adet yumurta veriyor.
    • 12 adet yumurta viyol denilen plastik şeffaf kutuda ve üzerinde üretim sertifikası firma bilgileri olacak şekilde etiketli bir halde toptancıya satış fiyatımız 1,7 lira.
    • 1 viyol tanesi internet üzerinde 25 kuruş ( toptan alımlarda daha da ucuzlayacak farkındayım )etikette 25 kuruş diyelim ( etiketi araştırmadım varsayıyorum ).

    Bu bilgiler ışığında bakalım katil kim çıkacak ???

    Şimdi hemen dört işlem yapalım, 1 bıldırcın ayda 2,5 lira yem tüketiyor, bu bıldırcının 12 yumurtası 1,7 liraydı, bu 1,7 liradan 25 kuruş viyol ve 25 kuruş etiketi çıkartırsak kalır, 1,2 lira onu da ona bölersek bir yumurtanın satış fiyatı 10 kuruş olur, bu bıldırcın ayda 30 yumurta verirse, aylık getirisi 3 lira.

    Şimdi gelelim para kazanmanın altın formülüne;

    Para = Satış Fiyatı – Maliyet

    Para = 3 – 2,5

    Para = 0,5 Türk Lirası ( Bir bıldırcının adet başına getirisi, buna işçilik kira, vergi, fatura o bu su dahil değil. )

    Bir adet bazlı üretimden bunu kazandık, diyelim 100 bıldırcın olsa günde 100 yumurta satış fiyatı 300 lira maliyet 250 lira kazanç 50 lira oooo deli para…

    Peki bende şuan kaç adet bıldırcın var, bu hafta doğanlar ile birlikte 75 adet ve iki haftalık daha kuluçkada yumurtalarım ve velhasıl toplam da 100 adetlik kapasiteye ulaşmış oluyorum.

    Özetlersem, her gün ve ya en fazla iki günde bir giderek, yemini suyunu, yumurtasını topladığım sistem bana ayda 50 lira para kazandıracak, ki buna depomun kirası, elektrik ücreti su falan dahil değil.

    Azıcık hesap bilen biri bu işin yürümeyeceğini bilir ve bu işi sonlandırır. Peki ben ne yaptım, herşeye rağmen üretime devam diye bir yazı yazdım ve üstüne bir de daha kolaylık olsun diye kafes sistemi siparişi verdim, lakin bazı sıkıntılar yaşadım ve geçen cumartesi bu işi bırakma kararı aldım. Aslında bırakma değil de sadece üretime ara verdim, mevcut sayıyı koruyup havaların ısınmasıyla tekrardan devam edeceğim tabi o zamana kadar şartlar ve mekanlar değişmez ise !!!

    Toparlıyorum, benden 1,7 liraya alınan yumurtalar piyasa da kaç para dersiniz, iki tane market zincirinde ki fiyatı söyliyeyim, biri 12 yumurtayı 4 liraya satıyor diğeri 2,5 lira. Kalitelerini kıyaslayamayacağım çünkü iki üründen birini gördüm diğerinin etiket fiyatını gördüm, kalite hakkında bilgim yok.

    Bir de bu aralarda tv lerde ağaçlarını kökünden kesen çiftçilerin haberleri dolaşıyor, para kazanamadıkları gerekçesiyle ağacı kökünden kesiyorlar. O çiftçilerin durumlarını anlar oldum. O insanların nasıl bir psikoloji de olduğunu eğer bir de tüm hayatlarını o işten kazandıkları ile idame ettiriyorlarsa nasıl bir halde olduklarını hayal bile edemezsiniz.

    Peki bu olayın çözümü nedir, bence bir çözümü var ama o bu yazının konusu değil.

    Peki bu kadar konuştun ne oldu, ne anlatmak istedin bize,

    1- Cem Seymen’in dediği gibi amacı olmayan programları yapmayın ve izlemeyin

    2- Doğaya sahip çıkalım sürdürülebilirlik kavramının içini dolduralım

    3- Az çok demeden üretelim, üreticiye hakkını verelim

    4- Çok okuyalım, sorgulayıcı olalım, kafa yoralım

    5- Çokça insana anlatalım, onlar da bilgi sahibi olsun

    6- Bir kişi neyi değiştirebilir ki demeyelim

    7- Sevgiyle kalın…

     
  • Emre SEYMENLER 20:13 - 15 November 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: bakış açısını değiştirmek, bıldırcın, bıldırcın yetiştiriciliği, bıldırcın yumurtası, bursa bıldırcın, bursa bıldırcın yumurtası, çiftçinin hali, ekonomik krizden çıkış yolu, üreticinin hali   

    Herşeye Rağmen Üretime Devam 

    Bir çok konunun ilgimi çekmesi sebebiyle bir çok işe girişmişimdir, genel itibariyle sıkılmam yada gerekli sabır ve yatırımımı yapmamam dolayısyla işler ya yarım kalmıştır ya da bırakmışımdır. Bu olayların çeşitli alt sebepleri var tabi ki, mesela son olarak büyük plastik kasalarda domates yetiştiriyordum, bir de gölgeli bir ortamda, sulaması sonra uzayan fidelerin askıya alınması falan derken 3 aydan fazla emek verdim ve karşılığında sadece 4 adet domates elde ettim, tabi sadece tek bir fideden ibaret kiraz domatesim ise kasım ayı oldu hala domates veriyor, demem o ki, öğrenme maliyeti derken birşeylerle meşgul oldum, en azından yeni deneyimler kazandım.

    Gelelim bu yazımızın sebebine, yukarıda açıkladığım gibi yine bir alana ilgim oluştu, bu alanın adı Bıldırcın Yetiştiriciliği, ilk başta 6 adet yavru bıldırcın aldım, sonra annem bir 4 tane daha al dedi, sonra bu 10 bıldırcından 1 tanesi nedense öldü, elde kaldı 9 tane. Ben bunlara 2 ay güzelce baktım, başladılar yumurta vermeye, 9 tanesi de aynı kafeste, lakin hangisi dişi henüz bilmiyorum, gün aşırı bakıyordum ve yumurta sayılarını ve dişi sayısını tahmin edemiyordum. Aslında dişi ve erkek ayrımı çok basitmiş ama o zamanlar kafam başka yerlerde olduğundan bilemiyordum ve öyle ki bir tane erkek bıldırcını toplamış olduğum yumurtaların üzerine otursun da bana civciv çıkarsın diye 2-3 gün ayrı bir kafeste tuttuğumu bilirim…

    Sadede geleyim, bu hayvanlar büyüdü, ve ben gördüm ki bende 7 tane erkek malesef 2 tane de dişi varmış, halbuki alırken dişi sayısının tam tersi olmasını istemiştim, neyse almış olduk bir kere ve macera son sürat ilerledi. Bir sabah bir baktım 3 tane hayvanın kafası kanlar içinde kalmış, haliyle hemen ayırdım ve tedavi ettim, daha sonra yumurtaları 1 hafta topladım ve hesapsız kitapsız kuluçka makinası alarak bu yumurtaları kuluçka makinasına koydum. Tam 17 gün kuluçka süresi olan bıldırcınlar, yumurtalardan çıktı ve 14 adet koyduğum yumurtadan 9 yavru çıktı sonra 1 tanesi öldü ve 8 tane şuan hala yaşıyor. Ve bundan sonra her hafta en az 9 en çok ta 14 yavru elde etmeye başladım. Şu dakikalar da tam tamına 69 adet bıldırcınım var.

    Tabi bu arada hızla çoğalan bıldırcınlar sonrası yeni kafes sistemleri, yem harcamaları ve zaman gittikçe artmaya başladı. Dedim ki bunları çoğaltıyoruz ama eee ne olacak bu iş, bu işin sonu nedir, nedir nedir derken dedim bunların yumurtasını satabilir miyiz.

    Bu sorunun cevabını da tanıdığım tavuk çiftliği olan birine sorarak giderdim ama o da ne. Şimdi ben 12 tane yumurtayı toplayacağım sonra onları viyol denilen plastik kutuya koyacağım sonra sertifikamın ve firma bilgilerimin olduğu kağıt ambalajı vuracağım ve böylelikle satışa sunacağım yumurtalarımın 12 tanesini tam olarak x liradan  alıyorlar. Ama marketlere bakıyorsun 2,35 x liradan satıyorlar. Şimdi dedim ki tamam eyvallah benim 1o0 adet bıldırcınım olsa ve 100 tane yumurta alsam her gün elde edeceğim günlük parayı 30 ile çarptım sonra bu hayvanların 30 gün boyunca yiyecekleri yem parasını çıkardım, kalan o kadar komik rakam ki, kesinlikle ticari değil, ayrıca bu hayvanlara baktığım deponun kirasını koymadım bile.

    Ve bir ikilem de kaldım, tamam mı devam mı, bir yandan bu kadar emek ve karşılığı çok az yada zarar, diğer tarafta sen üretme ben üretme ne olacak bu ülkenin hali. Ve kararımı verdim, ben üretmeye devam edeceğim, ama şunu da çok iyi anladım, bundan bir kaç gün önce haberlerde bir çiftçi para etmediği gerekçesiyle nar ağacını kesiyordu, hani bilemiyorum şimdi o kesti ağacını sonra bir başkası ee narı kimse üretmiyorsa bu nar dışardan gelecek ve parası kim bilir ne olacak, o zaman daha mı iyi olacak.

    Ve bu ağacını kesen çiftçi gibi son zamanlarda bir sürü insan bu tür eylemlerde bulundu ve ben de onların halini ilk defa anladım. Peki bu durumun çözümü nedir, benim bıldırcınlar da kolay, yem var su var, yemi ucuz alırsam maliyetim ucuzlar, su zaten her yerde çeşme var, bedava bile bulurum, ama gelelim çiftçiye, gübresi, işçilik ücretleri, mazotu var da var… Ve bir de en büyük sorun aracılar sorunu, ben malı birine, sonra o birine, sonra o da birine vere vere mal her el değiştirdiğinde fiyat katlanıyor…

    Ben bu alanda çok yeniyim, tam olarak sorunun çözümüne vakıf değilim lakin ben de mağdurlardanım, kendi sorunumun çözümüne gelirsem, başka bir olaydan örnek vererek açıklayacağım… Kış aylarının gelmesiyle bende bir kuru öksürük meydana gelir, pek doktorlarla aram olmadığı için bu zamana kadar tedavi olmadım, geçen hafta tv de aktarlar odası başkanının öksürüğe iyi gelen tarifine denk geldim ve uyguladım, sonuç gerçekten işe yarıyor, tarif te andız pekmezi ve keçi boynuzu özü var, peki ben bu zamana kadar hiç bunlardan yedim mi, elbette hayır, ama bir tanıtım sayesinde ben bunlardan aldım, hatta bu yazıyı yazdığım gün bir başkasına da aldırdım ve sağa sola herkese söyledim, diyeceğim şu ki, benim formülüm, reklam ve yeni pazarlar bulmak, birinci elden verebileceğim satış yerleri bulmak. Olaylara her zaman farklı bir açıdan bakmak gerekir, krizler fırsat yaratır derler, bazen olayın vehametiyle net göremeyebiliriz, ama ufak bir bakış açısını değiştirdiğimiz de su anında berraklaşıyor.

    Diyeceğim şu ki, ben üretime devam edeceğim ve gelişmeleri buradan paylaşacağım.

    Sağlıcakla…

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal