Son Güncellemeler Sayfa 2 Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 19:50 - 23 June 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: değişim, değişime direnmek, değişmek istemiyorum   

    Değişim Direnişi 

    Heraklitos’un yüzyıllar önce söylediği bir söz var, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” bu sözün gerçekliğini ya yaşayarak öğrenmişizdir ya da yok olarak bedelini ödemişizdir. Şimdi size farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum.

    Zaman öyle bir olur ki, kabuğunuzdan çıkmanız gerekebilir ama bu kolay bir iş değildir, yıllar boyunca alıştığınız bir düzeniniz vardır, hatta düzeniniz yoksa bile sahip olduğunuz düzensizliğiniz vardır, o an geldiğinde canınız oldukça sıkılacaktır, çünkü yeni düzen bazı ihtiyaçları doğuracaktır ve sizin de bir  bedel ödemeniz gerekecektir. Şimdi benim farklı bakış açım bu konunun neresinde, çok fazla irdelemeden değişimin nedenlerine bakarsak, sanırım en basitiyle mevcut halimiz zamanın şartlarına ayak uyduramamış demektir. Zamanın şartları neler olabilir, mesela maaşımız, önceden tek başımıza iken işler ciddiye binip yuva kurmaya başladığında yeterli gelmeyecektir, sonra çevremiz olabilir, yaşadığımız yer, çalıştığımız ortam, bulunduğumuz konumda ki insanlar size bir şekilde ağır gelmeye başladığında değişimin zamanı gelmiş demektir.

    Bu zaman geldiğinde ilk satırlarda yazdığım gibi ya değişeceksin yada kabulleneceksin. Yine çok fazla irdelemeden maaş konusuna değinelim, maaşın istediğin şartları karşılayamıyorsa yapman gereken zam istemek olur yada yüksek maaşlı bir iş bulmak. Yeni bir işin getireceği güzellikler kadar zorlayacağı durumlar da olacaktır. Yeni bir ortam, yeni insanlar, rekabet durumları, falan filan… Benim bakış açım sa şu, sıfırdan başlamaktansa bulunduğun konumda eksikliklerini gider yada yeni kapılar açılmasına vesile ol. Zaten bulunduğun sürece insanları tanımış neyin nasıl yürüdüğünü biliyor olman gerek, kendini çok daha iyi ifade edebilir olman gerek. Burada pazarlayacağın ürün kendin olacaktır, bu ürünü yeni bir ortamda kimsenin tanımadığı bir yerde mi pazarlamak kolaydır, yoksa sistemin tüm dinamiklerini bildiğin bir yerde mi.

    Ben ikinci şıktan yanayım. Yapmanız gereken her büyük firmanın yaptığı gibi ufak bir kaç makyaj yapmak ve mış gibi davranmak. Biraz beyni yormak gerek, bulunduğun yer de neyin eksikliği aranıyor. Neye ihtiyaç var, bu sorulara cevap bulduğun zaman zincirini kırmış olacaksın….

     
  • Emre SEYMENLER 07:04 - 24 April 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: iş hayatı, iş hayatında sabır, sabırlı olmak   

    İş Hayatı ve Sabır 

    Konunun başlığı iş hayatı ama söyleyeceklerim hayatın her alanı için geçerli. Malum hayat her zaman yükselişlere sahne değil, inişli çıkışlı bir çok durumlara sahne… Bu durumlarda belki her şeyi geride bırakıp, kimsenin bizi tanımadığı bir yere gitme planlarımız olmuştur. Kısacası her şeyden kaçmak istemişizdir. Kaçma isteğinin bir çok sebebi olabiliyor ama iş hayatında ise sebepler aşağı yukarı bellidir, ya sizinle uğraşanlar vardır, ya hakettiğinizi alamıyorsunuzdur, ya da yolun başındasınızdır her şeyi öğrenmek sürekli veri girişi sizi bunaltmış olabilir….

    Bu durumlardan bende geçtim, kaç kere başka mesleklere özendim, kaç kere çoban olmak istedim, kaç kere bir yerlere kaçmak istedim. Ama hiç birini yapamadım, hatta soluk bile alamadım. Ama sonra öyle bir kırılma anı geliyor ki, geldiğiniz nokta da sizi bunaltanlar sizi desteklemeye, iş teki öğrenme süreci yerini meyvesini yeme sürecini bırakıyor.

    Bunlar elbette kendiliğinden olmuyor, siz yine elinizden geleni yapıyorsunuz ve zaman da üzerine düşen görevi layıkıyla yapıyor. Gerçekten zaman müthiş bir şey, bir acınız mı var, bakıyorsunuz her geçen gün o biraz da azalıyor, her geçen gün biraz daha iyiye gidebiliyorsunuz. Ve bu zaman bir gün sizi istediğiniz yere de getirecek. Her şey sabırla başlıyor. Sabretmek… genelde başıma bir sıkıntı geldiğimde bakıyorum bu sıkıntının kaynağı nedir, hani benim yaptığım bir işten dolayı mı oluyor, yoksa bir anda birisi ortaya bir sorun çıkarıyor ve ben onunla mı uğraşıyorum. Eğer ikinci şık ise hemen sakin olup sabırla yapmam gerekenleri yapıyorum ve bir bakıyorum o sorun bir şekilde ortadan kalkmış. Eğer birinci durum ise hemen kendime çeki düzen verir, inanci olarak kendimi daha konsantre eder ve sabırla beklerim.

    Dostlarım, nasıl ki ağaç vakti gelmeden meyve veremiyorsa, sabır etmeden de hayatımızda bazı şeyleri yola koyamıyoruz. İş hayatınızda bir yerlere gelmek istiyorsanız biraz sabır etmeniz gerekiyor, bu kişiye ve ortama göre değişir. belki bir yıl belki üç yıl belki 10 yıl. Sabrın sonu selamettir. Tabi zamanı ve koşulları iyi okuyup analiz etmekte gereklidir. Yoksa kimse kimseye bedavadan mevki makam vermez. Sizler sadece her gün işinizi iyi yapmaya gayret gösterin. Ne derler bilirsiniz, Gayret Bizden Takdir Allah’tan…

    Selametle…

     
  • Emre SEYMENLER 17:13 - 21 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: abdest alma yeri, abdest alma yeri ergonomisi, abdest alma yeri ölçüleri, abdest alma yeri tasarımı   

    Abdest Alma Yeri Ergonomisi 

    Birçok yerde mescit ve cami bulunmakta içerlerinde de abdest alma yerleri mevcut, lakin öyle kötü mimari özelliklere sahip abdest alma yerleri var ki, gerçekten bunu yapan tasarlayanın hayatında hiç abdest almadığı belli oluyor.

    O kadar zor ki öyle yerlerde abdest almak, mesela ayağını koyduğun yer yüzünden çeşmeye doğru eğilemiyorsun yada ayağını koyacak yer bulamıyorsun. Bugün Bursa’da I.Murad Türbesinde bulunan şadırvanda abdest aldım, o kadar kolaydı ki bu yazıyı yazma gereksinimi doğdu. Fotoğraflarda göreceğiniz gibi, suların aktığı yerleri aşağı doğru kanal yapmışlar, mesela bir çok kötü tasarımı olan yerde bu suların önüne set kuruyorlar ve ayaklarınızı oraya koymanızı istiyorlar… halbuki bu abdest almayı zorlaştırıyor, ama fotolarda göreceğiniz gibi aşağıda bir kanal olduğunda ayakları serbest kalıyor ve eğilmek zorlaşmıyor. Ayrıca ayakları koyacağımız yer de güzelce yapılmış, kısacası çok keyifliydi.

    Sadede gelirsem, mimar, mühendis, tasarımcı yada usta artık her kim bu işleri yapıyorsa önce bir kendiniz abdest almaya çalışın, bakalım rahatça alabiliyor musunuz, sonra başka kişilere de aldırın, ondan sonra uygulamaya geçin.

    Atalarımız bu işi nasıl da kolayca çözmüşler…. Amerika’yı yeniden keşfetmeye yada abdest almaya yeni bir soluk getirmeye gerek yok…

    Sağlıcakla…

    Abdest Alma Yeri

    Abdest Alma Yeri

    Abdest Alma Yeri Tasarımı

    Abdest Alma Yeri Tasarımı

    Abdest Alma Yeri Uygulaması

    Abdest Alma Yeri Uygulaması

     
  • Emre SEYMENLER 21:10 - 05 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: buski su birikmesi, karayolu su birikmesi, kaza olma olasılığı   

    Bursa Kestel Yolunda Yağmur Suyu Birikmesi 

    İş icabı her gün Bursa – İnegöl arası git gel yapıyorum ve yağmurlu günleri pek sevmiyorum, çünkü yazımın başlığından anlaşılacağı gibi Kestel’i az geçtikten sonra yolun geliş kısmında yağmur suyu birikiyor ve sol şeridi tamamen dolduruyor.

    Tam koordinat vermem gerekirse, Kestel’in hemen çıkışında Opet Benzin istasyonu, onun yanında Çisiy Grup Weltew Mobilya mağazası bulunmakta, bahsettiğim yer ise bu weltew mobilyanın doğu tarafında yani İnegöl’e yakın olan tarafında yaklaşık bir 50-60 metre gerisinde sol şeridi tamamen kapatacak kadar bir su birikmesi oluyor ve süratli gelen aracın kaymaması içten bile değil, zaten suyu gören hemen şerit değiştiriyor ve ufak ta olsa bir trafik sıkışması ve sürücünün panik durumuna göre çok daha kötü sonuçlar doğurması muhtemel.

    Bu durum karayollarını mı ilgilendiriyor, yoksa belediyenin kanalizasyon kısaca Buski’yi tam kestiremiyorum ama bir an önce önlem alınmasını rica ediyorum…

     
  • Emre SEYMENLER 18:36 - 04 February 2016 Permalink | Cevapla  

    Yerlere Çöp Atanlar 

    Bugün, Bursa – İnegöl yolunda giderken bir araçtan boş meyve suyu kutusunun yola atıldığını gördüm, acaba polisi mi arasam, zabıtayı mı yada ne yapsam derken, ışıkta yakalayıp konuşmaya karar verdim, Coca-Cola fabrikasının oraya yeni yapılan ışıklarda o araçla paralel gittim ve maalesef onun sırasında bir sıra daha boşluk olması sebebiyle istediğimi gerçekleştiremedim. Bu olayı hazmedemedim. Bir insan nasıl bu kadar rahatça çöp atıyor gerçekten aklım almıyor. Üstelik attığı yer de bildiğiniz karayolu, hani yol kenarı falan olsa hadi diyeceğim, hoş oraya da atılmaz da, bu adam resmen yolun ortasına pisliğini bıraktı.

    Resmen şuursuzca bir hareket, bu kadar öfkeli olmamın sebebi sanki hayatta ondan başka kimse yok, özgürce istediğini yapabilir gibi davranıyor olması ve bunun anormal bir durum olmadığına kendisini ikna etmesi.

    O arabadan uzaklaştıkça derin düşüncelere daldım, yolda polisi aradım, hatta trafiği aradım ama tüm acil numaralar tek numara olmuş ve otomatik yanıt sistemi devreye girince telefonu kapattım. Biraz hukuki olarak araştırma çalıştım acaba bu yaptığı suç mudur ???, kısacası soğumam uzun zaman aldı. Bu yazıyı yazarken de tekrardan o gerilimi yaşıyorum.

    Şimdi bu yazıya denk gelenlerden ricam bu tür hareketlerin kabahatler kanununda yeri hükmü nedir, böyle elimiz kolumuz bağlı mı kalacak, bilen varsa rica ediyorum bizleri de bilgilendirsin.

    Bu olayın bir başka türlüsü de, kuyruk olaylarımız, metro da inenlere öncelik verileceği yerine onlar inmeden içeri girmeye çalışan bencil insanlar…

    Afedersiniz de hayat sizin etrafınızda dönmüyor, umarım bu tür durumlara karşı çok katı kurallar yürürlüğe girer de, Ziya Paşa’nın meşhur sözü “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” sözü gereğini bulmaz.

    Bu arada cezalar ne derece caydırıcı olur tartışılır, lakin kendimden bir örnek vermek gerekirse, ilk iş deneyimimde gözden kaçırdığım bir güncelleme sonrası hatalı parçanın kesilmesini sağladım, imalatı acele olan işe gerekli o parça sorun oldu ve tüm şefler, patron dahil toplandık ve hatanın kimde olduğu soruldu. Ben de hata benim gözden kaçırmışım dedim, o zaman ki patronum Serkan Körüstan da, yeni parça için malzeme var mı diye sordu, bende var dedim, hemen git yenisini kes, söyle muhasebeye de o parçanın parasını senden kessinler dedi ve bana bakarak benim yerimde olsan ne yapardın dedi, ben de sizin yaptığınızı yapardım dedim. Herhangi bir itiraz etmeden usülce yeni parçayı hazırladım ve bundan sonra ki tüm kestirdiğim parçalarda ölçüleri en az ikişer üçer kez kontrol ederek öyle hazırladım. Çünkü benden kesilecek olan parçanın maliyeti benim maaşım kadardı. Özetlersem bir hata ve sonucu gözlerimin faltaşı gibi açılmasını ve işime iki üç kat daha titiz davranmamı sağladı. Hikayenin sonuna gelirsem de o parça benden kesilmedi, hoş aradan bir iki ay sonra da o parçanın kullanılacağı iş geldi ve o parça da değerlenmiş oldu. Ama o hatadan hayat boyunca çıkardığım dersler oldu.

    Sadede gelirsem, birlikte yaşam kurallarına özen gösterelim, toplumsal huzur ve saygının yerini anarşi ve nefrete bırakmayalım , birbirimizi kırmadan incitmeden yaşamasını öğrenelim ve çöpü de lütfen çöp kutusuna atalım, hatta geri dönüşümüne göre uygun kutulara atalım….

    Sağlıcakla…

     
  • Emre SEYMENLER 19:47 - 01 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: mısır patlatma tavası   

    Mısır Patlatma Tavası 

    Hayal meyal hatırlarım, küçükken bir keresinde dedem mısır patlatmıştı hem de bu aşağıda gördüğünüz basit aletle. Bu görüntünün üzerinden en az 25 sene geçmiştir ama her daim içimde bir uhde kalmıştır. Nereden bulurum derken büyük bir alışveriş merkezinde öylece duruyordu ve fiyatı da çok cüzi 5 tl idi. Görür görmez aldım, yanına da bir paket mısır. Heyecanla eve geldim, sabırsızdım hemen denemek istiyordum ama acaba bu tenekeden yapılan aletle nasıl mısır patlatılıyordu. Üstü hava alması için delikli, ortasında kapağı olan tenekeden yapılmış tüy kadar hafif bir şeydi. Acaba içine yağ koymalı mıydım, yağsız mısır patlar mıydı. İnternette biraz araştırma yapmıştım, söylenene göre yağsız patlatıyorlardı. Artık hazırdım, bir miktar mısırı içine koydum, biraz da tuz ve ocağın üzerinde mısırlar yapışmasın diye sallamaya başladım. Ama ilerleyen dakikalar hiçte umduğum gibi olmadı, patlayan tek tük mısırlar ve ısıdan yanıp kömür karası olarak tavaya yapışan mısırlar. Velhasıl hayal meyal hatıram sizlere ömür oldu… Sonu mutlu sonla bitmese de yine de benim için güzel bir deneyim oldu, olur da biri nasıl patlatmam gerektiğine dair bir sır verirse başım gözüm üstüne….

    Mısır Patlatma Tavası

    Mısır Patlatma Tavası

     
    • Rukiye 19:43 - 04 Mart 2017 Permalink

      Ben bu tavadan annem için arıyotum ama bulamıyorum yardmcı olurmsnz

  • Emre SEYMENLER 16:24 - 24 January 2015 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , solucan gübresi nedir, solucan gübresi üretimi   

    Solucan Gübresi Üretimi 

    Mühendislik eğitimimi alırken açıkçası çok ta bilinçli değildim, üniversitede hocalarımız ders anlatırken benim kafam da hep internet projelerim vardı, hep hayaller kurardım, iyi veya kötü öyle veya böyle okulu bitirdik iş hayatına atıldık.Zaman içerisinde insanlar değişiyor, olgunlaşıyor, farklı mecralara ilgi duyabiliyor, işte bende bu süreçlerden birinde gönlümü tarım’a kaptırdım.

    İş ortamım sayesinde tarımsal faaliyetleri uzaktan da olsa görme şansım oluyordu, sorular sorarak ilerleme kaydettiğim tarım ve toprak bilgilerimi, elimde ki kısıtlı toprakla nasıl daha çok verim alırım sorusunu sormamla bir başka boyuta taşımıştım.

    Bu boyutun adı gübre idi.İlk olarak çiftlik gübresi ismini duymuştum, araştırdım okudum, tesadüf eseri yolun kenarında atılmış halde bir miktar çiftlik gübresi bulmamla bilgilerim daha da ilerlemişti.Daha sonra youtube sayesinde çiftlik gübresi nasıl olur diye videolara bakarken bir sonraki adımım olan solucan gübresine rastladım.

    Solucan gübresi de nedir diye sorabilirsiniz, bu konuda bilgilerimi arttırıyorum, ve solucan gübresi kategorisi altında bu sitede makine mühendisliği konuları haricinde farklı bir alanda bildiklerimi paylaşacağım.

    Yaşadığımız hayatı daha da anlamlandırmak, geri dönüşüme katkı sağlamak ve organik tarımın uzaktan da olsa bir neferi olmak umuduyla…

     
  • Emre SEYMENLER 19:40 - 09 December 2014 Permalink | Cevapla  

    Doğalgaz Altyapı Yapım İhalesi 

    Doğalgaz Altyapı Yapım yazı dizimizde ihale sürecinden bahsedeceğiz.Doğalgaz dağıtım şirketleri, doğalgaz dağıtım ihalesini aldıkları büyükşehir yada ilçeler için belirledikleri güzergahların toplam metrajı, parke, beton ve asfalt işleri, bölge regülatörü kurma gibi bir kaç kalemden oluşan işlerin dökümünü belirlerler ve ihaleye çıkarlar.

    Örnek bir liste yapmak istersem şöyle ki;

    Polietilen Anahat Metrajı : 30000 metre

    Çelik Anahat Metrajı : 10000 metre

    Servis Hattı Metrajı : 12000 metre

    Bölge Regülatörü : 3 Adet

    Parke : 18000 metre

    Asfalt : 4000 metre

    gibi kalemler altında ihaleye çıkarlar.İhaleye katılmak isteyen firmaların öncelikli olarak EPDK sertifikalarının güncel ve yapım işine uygun nitelikte olması gerekir, aksi takdirde anahat yapmaya yetkileri yoktur.

    Bakıyoruz, epdk sertifikamız bu işi almak için uygun, hemen analiz yapmaya başlıyoruz.Kullanacağımız alet, ekipman, eleman, malzeme listelerini hazırlamaya.

    Bu işi daha önce yapmışsanız elinizde zaten veriler vardır, bir kazıcı yükleyici günde kaç metre kazar, kaç kişi ile bu iş yapılır gibisinden elinizde veriler olduğundan verilen metrajlar çerçevesinde hesap yapılarak kuracağınız ekip sayısı, iş makine sayısını hesap edersiniz.Bunların üzerine, doğalgaz kumu ve mıcır hesaplamalarını yaparsınız, parke ve asfalt işlerinin hesabını yaparsınız ve en sonunda her birisi için bir birim fiyatınız ortaya çıkar.Bu birim fiyatlarla ihaleye katılır ve hesabınız doğru ve uygunsa işi alır ve doğalgaz altyapısını yapmaya başlarsınız.İhale kısmının önemi işin tanımı ve işveren firmanın isteklerinin olduğu yazılı belgedir.Bu belgede şantiye şefinin özellikleri, elemanların özellikleri, kullanılacak malzemenin özellikleri, müteahhit tarafından sağlanacak hizmetlerin ve araçların özellikleri gibi bir çok detay bulunmakta.Bu detaylar iyi incelenmeli ve fiyat analizi ona göre yapılmalı.Haritaya alma işlemi, ana firmada mı yoksa müteahhitte mi, kullanılacak kumun özellikleri, elemanların sigorta girişleri, sağlık raporları vs. kısaca en ince ayrıntısına kadar incelenmeli.Bu konu aşağı yukarı diğer ihale süreçleri ile aynıdır, doğalgaz sektörüne ait bariz bir farklar yoktur.

     
    • ŞAHABETTİN BAŞAR 16:40 - 09 Haziran 2015 Permalink

      politlen kaynakcısıyım yurt içi yurt dışı fark etmez isterseniz ayrıkcı yada mertlajlada çalışacak ekibim var 05413195472

  • Emre SEYMENLER 19:05 - 09 December 2014 Permalink | Cevapla  

    Doğalgaz Altyapı Mühendisliği 

    Yazının başlığına bakarak böyle bir mühendislik de mi varmış demeyiniz sakın, sadece makine mühendislerinin çalışma alanlarından birini detaylı olarak masaya yatıracağım ve bu sayfa da bu yazı dizisinin ilk adımı olacak.

    Makine mühendisi olduğunuzda çok çeşitli alanlarda çalışabiliyorsunuz, benim de bizzat çalıştığım alan olan doğalgaz altyapı sektörünü sizlere enine boyuna anlatacağım.Bu alanın zorlukları ve güzelliklerini görüp kararınızı ona göre verirsiniz, bunun yanı sıra bu alanı en ince ayrıntısına kadar bilme fırsatına da erişmiş olacaksınız.Bu arada bildiklerimi anlatmaktan zerre korku duyuyor muyum (hani işi öğrenirler de yerimi kaparlar mı), asla çünkü bilgi paylaştıkça çoğalır ve ülkemizin kalkınmasına bir nebze katkım olacaksa, yeni mühendislerin bu alanda hakiki bilgi sahibi olmalarına vesile olacaksam nefesim tükeneseye kadar anlatmaktan vazgeçmeyeceğim.

    Nefsi kabartan sözleri bir kenara bırakıp azıcık iş konuşmaya başlayalım.Doğalgaz artık evsel ısınmalardan, enerji üretimine kadar, sanayi uygulamaları da dahil bir çok alanda kullanılmaktadır.Doğalgaz sektörünü; Altyapı ve İç Tesisat olarak ikiye ayıracağım.İç tesisat kısmına girmeyeceğim şu anlık o konuda bir uzmanlığım yok, sizlere asıl anlatacağım kısım tamamıyla doğalgaz altyapı uygulamaları başlığı olacaktır.

    Madem adam gibi bir yazı dizisi yapıyoruz o zaman işin taa en başından ihale kısmından alalım ve evin kapısına koyduğumuz kutuda bitirelim.Bu sayfası dizin sayfası ve giriş kısmı olarak kullanacağım.Bu sayfada konunun yapılış sıralamasına göre dizimini görüp ilgili yazıya gideceksiniz.Vira bismillah…

    # İşin Alımı

     

     
  • Emre SEYMENLER 21:05 - 26 November 2014 Permalink | Cevapla
    Etiketler: doğal gübre, kompost nasıl yapılır,   

    Ne Kadar Da Geç Kalmışım 

    Serüvenim, annemin her sene en fazla 15-20 adet üzüm tanesi veren asma bitkisini ( ki belki uzunluğu 10-15 metre ) sınırlı toprağına rağmen nasıl geliştiririm düşüncesi ile başladı.Orta boy mavi bir varil tarzı plastik bidonda yıllardır büyütmeye çalıştığı o asmanın uzunluğuna rağmen meyvesinin bu kadar az olması, bana ülkemi hatırlattı.

    O kadar çok potansiyelimiz var ama neden bu haldeyiz.Araştırmaya başladım, yalnız hayatımın son 2-3 ayında hızlanan bu eğilim öncesi, bitkilere ait bilgim zerre kadar bile yoktu.Kulaktan dolma bilgilerle araştırma yaparken, gübre nasıl olur, ne faydası olur, evimizde gübre nasıl yaparız gibi bir çok güzel konuya denk geldim.Okurken bile zevk aldım, ve tam da bunların üzerine bana hediye edilen iki adet küçük çiçeği büyütmeye başladım.Her gün gelişimlerine baktım, çiçeğin gövdesinin gün gün kalınlaşmasını, yaprakların çok sulandığında çürümeye yüz tutmasını izledim.Her sabah onları dışarı çıkarıp güneş ışığı almalarını sağladım, hatta onları hayatlarında ilk defa yağmurla tanıştırdım.Ve vakti geldiğinde onları, avuç içi kadar olan yuvalarından alıp, daha güzel ve geniş saksılarına yerleştirdim.

    Köklerinin daha derinlere uzanması için bu uzun ve derin saksılar çok iyi gelecekti.Tesadüf bu ya, işim gereği caddelerde sokaklarda çalışıyoruz, yolun kenarına çimlere atılmış belki 1-2 kilo civarında gübre buldum.Bu mutluluğu tarif edemem, çünkü desem ki bir küp altın buldunuz, bu yaşadığım sevinç ondan bile daha büyüktü.Nasıl sevinmem ki, bulduğum gübre atılmış bir gübreydi, ben o atıl gübreyi aldım ve çiçeklerime faydalı olsun diye saksılarına koydum ve doğanın ulvi vazifesini yapmasına imkan tanıdım.

    Ne olur ne olmaz gibisinden gübreyi çiçeğin toprağıyla karıştırmadım, gübreleri parçaladım ve saksının üzerine koydum, suladıkça içindeki enzim yada mineral yada faydalı ne varsa toprağa gidecekti.Çiçeğe olan ilgimi gören herkes bana bilgi vermeye başladı, zaten bu üzerine koyma olayını da onlar söyledi, mesela koyun gübresini direk köklere koyarsak çiçeği yakarmış, o yüzden üzerine koyuyorsun ve her sulandığında koyun gübresi toprağa zamanla karışıyor ve zarardan çok yararlı oluyor.

    Bulduğum gübrelerde solucanlar da vardı, kısaca körün istediği bir göz Allah verdi iki göz misali, sevincim tavan yapmıştı, çünkü okuduğum kadarıyla solucanların bitkisel artıkları yedikten sonra çıkardığı dışkısı yine toprak için gübre değerinde ve adı da solucan gübresi.Yani çiçeklerimin toprağında umarım solucan gibi yararlı organizmalar vardır da çiçeğim son derece güzel olur.Bu arada çiçeğim, pazarlarda satılır ufacık saksılarda 1 lira gibi bir fiyata, işte o çiçeklerden, orkide falan değil.Basit sıradan bir çiçek ama bana ilham kaynağı oluyor.

    Bunları neden mi yazıyorum, belki başkaları da bu sevdanın peşine düşer de biraz olsun şehir hayatından, doğal hayata kaçmaya çalışır, ama aslında söylemek istediğim, hatta haykırmak istediğim, evimizden çıkan bitkisel artıkların, mesela domates kabukları, patates kabukları, çay posası, elma, armut, üzüm artıkları, kısacası evimizde yediğimiz sebze meyve her ne varsa kalıntılarının biraz toprak ve çeşitli basit yöntemlerle ( karıştırma, sulama, süzme, bekletme ) doğal gübre haline neden getirmediğimizdir.Neden bu faydalı artıkları çöplere dökerek doğaya bir darbe daha vuruyoruz, neden evimizde büyüttüğümüz çiçek yada biber, domates gibi bitkilerimizi daha güçlü ve daha çok ürün vermelerinde kullanmıyoruz.Neden daha üst boyutu olarak bunlardan enzim üretmiyoruz, yurt dışında bu enzimlerden kanalizasyonları, atık suları, dereleri temizlediklerini gördükçe kendimize kızmıyoruz.

    Aslında her şey gözümüzün önünde, Yaradan doğayı yarattı, her şey döngü içerisinde devam ediyor, ot bitiyor, hayvan o otu yiyor dışkılıyor, o dışkı bekliyor gübre oluyor, o gübre daha çok ot oluyor…

    Sanırım bu ölüm uykusuna yatmamız çooook eskilere dayanıyor, ben ilkokuldayken yada ortaokul hatta lise de bile böyle konulara bilinçli yaklaşım görmedim.Yediğimiz ekmeğin, buğdayının nasıl olduğunu, ne zaman ekildiğini, nasıl ekilip nasıl toplandığını bu yaşımda öğrenmekten son derece utanç duyuyorum.Ne olur du yani Ali topu tut diyeceğinize ali tohum ek deseniz, ali ağaç dik deseniz, ali tarla sür deseniz, ne kaybederdiniz… Ne olur du, piknik yapmaya götürdüğünüzde top oynatıp yemek yedirmek yerine çocukları alıp bitkileri ve tabiatı tanıtsanız ne kaybederdiniz.

    Ama onlarında suçu yok, onlarda bilmiyorlardı ki, bugün ekeceğin tohumlar, en az 30 sene sonra çiçek açacak, bugün gitti bari yarınımız gitmesin….

    Karınca misali maksat tarafımız belli olsun, ben evimde doğal gübre üretmeye başladım, doğaya ait bilgilerimi çoğaltmaya başladım.İnsanlığın doğaya tekrar dönüşü için bende bir ışık olmak istiyorum.Yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum, öğrendiğim ne varsa o değerli güzel insanların yazılarından öğrendim ve her nerede olursa olsun dinleyen bir kişi bulayım ne biliyorsam anlatacağım.Makine mühendisi olacak, olmuş yada olmak isteyenlerin biraz da olsun doğaya heves duymaları için ben buradayım…

    Sağlıcakla kalın…

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal