Eylül, 2017 ayındaki güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 15:16 - 30 September 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: sınav sistemi   

    Mühendislik Fakülteleri Sınav Sistemi 

    Mezuniyetin üzerinden epey geçti, sıralı girilen sınavlarda neler yaşadığımı kısmen unuttum, lakin zaman zaman yine sınavlara girmek zorunda kalıyorum. Tabi isteksiz girilen sınavların kimisinden kalıyorum, her kaldığım sınav sonrası canımı sıkan bir mevzu var, sınav ve sınav kontrol mevzusu.

    Sınav sözcüğü bilgi derecesini anlamak için yapılan test, imtihan anlamına geliyor. Mesela bir sertifika almak isterseniz sizi eğitime sokuyorlar sonra da sınav yaparak bilginizi ve yeterliliğinizi ölçüyorlar. Yüksek lisans eğitiminde bazı derslerin sınavlarında notlar açık halde sınava giriyorduk. Ezber yapmayacağımız için seviniyordum, gerçi onda da ders ne anlatıyor bilmediğim için, önüme kainatın formülünü de versen nerede kullanacağımı bilmediğim için bir anlamı olmuyordu.

    Herşeyi geçmek istemiyorum ama en azından kısmi duruma indirgeyeyim, MMO dan bir sertifika için eğitime girdim, ilk sınav hakkımda kaldım, iş saatlerin de ki uyumsuzluklar dolayısıyla püf noktaları kaçırmış olduğumu sınav sonrası öğrendim, neyse dedim ikinci sınava girdim, oda ne, ilk sınav da hakikaten bir çok şeyi bilmeden yaptığımı öğrendim ki, iki sınav arası 3 ay ve elimde ki notlar ne ise onlarla çalıştım, ama sonuç yine hüsran. Bu sefer canım sıkıldı, eğitim notlarının yada elim de ki notların yetersiz olduğunu anladım, bu ilk tespit, daha sonra sınavı okuyan kişiyi merak ettim, sınavları okurken kafasında ki amaç nedir, benden birebir tam bir cevap mı bulmamı istiyor, neden geçmeme olanak tanımıyor ki, bu sertifika sadece başlangıç, eğer ben kötüysem zaten piyasa da iş yapamam, hatalarım var sa zaten projenin kontrolünde ortaya çıkar ve geri döner. Sektörden birilerine danışayım dedim bir konuda onlar da ya biz öyle yapmıyoruz, biz de program var yada şöyle alıyoruz gibisinden lafları duydum, eee tamam da sizin amacınız nedir, gerçekten bilmek istiyorum. Önümüzü açın çıkalım piyasaya işi öğrenelim.

    Sınavımı okuyan yada değerlendiren kişiye ulaşmak istedim ama olmadı, hatalı düşünüyor olabilirim yada doğru düşünüyor da olabilirim, ben yada onlar bu iki seçenekten birinde, neden birbirimizin soru işaretlerini gider miyoruz ???

    Gayrete değer verelim, biz boş kağıt verip te neden bizi geçirmiyorsunuz demiyoruz, gayretimiz ortada iken neden bizim hevesimizi kırıyorsunuz.

    Asıl sorun burada…

     
  • Emre SEYMENLER 21:15 - 06 September 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: Atatürk Paradoksu   

    Atatürk Paradoksu 

    Bu yazıyı yazmama sebep olan Ümmiye Koçak ile ilgili bir haberin başlığında bugün nefes alıyorsam Atatürk sayesindedir yazmasıdır. Güzelim Atatürk’ü kullanmayan kalmadı, ne zaman biri prim yapmak istese, paylaşımını attırmak istese hemen bir Atatürk paylaşımı yada Atatürk ile alakalı bir şey, hop işlem tamamdır, hemen alkış kıyamet…

    Bir zamanlar halkı Din, Allah, Peygamber diye kimler kandırdıysa bu tarz paylaşımlar da aynı değerde.Belirli tribünlere oynamak istiyorsan kurallar basit, umarım her iki tarafta ki bu bağnaz düşünceler son bulur da, Atatürk’ün de dediği gibi, Bırakın beni övmeyi, memleket için ne yapacaksınız onu söyleyin sözünün hakkı verilse.

    Gelelim paradoksa, paradoksun bir sürü tabiri tanımı mevcut, kısaca anlamanız için bir örnek vereyim, “ben her zaman yalan söylerim” bu koyu ve tırnak içerisinde yazdığım bir paradoks, açıklarsak, her zaman yalan söylerim diyor, eğer bu söylediği doğru ise demek ki her zaman yalan söylememiş oluyor, basitçe böyle, peki gelelim yazımızın başlığı olan Atatürk Paradoksu‘na, biz Atatürk ile prim yapanları eleştiriyoruz, ama eleştirirken biz de Atatürk’ü kullanıyoruz, kısacası kısır döngü ve paradoks.

    Aslında mesele şu, biz geçen onca yıla rağmen büyük bir lider çıkartamadık ki sürekli Atatürk’ü kullanıyoruz, tarihimiz de ne kudretli başarılı padişahlar geldi geçti, Ertuğrulgaziler, Fatih Sultan Mehmedler, Yavuz Sultan Selimler, Abdülhamidler, Alparslanlar… bu saydıklarımın hepsi, görevlerini icra ettiler ve devirleri kapandı, saygımız sonsuz hepsine, Atamız da öyle, oda geldi vazifesini yaptı ve ahirete intikal etti, bizim artık yeni bir lidere ihtiyacımız var, ancak bu tartışmalar böyle son bulur.

    Hedef büyük olursa tutturma şansımız daha fazla olur, hakkımızda hayırlısı olur inşaallah…

    Bu arada Ümmiye Koçak için herhangi bir eleştirim yok, az biraz yaptığı işleri biliyorum, eleştirecek bir konumda değilim, kendisine buradan herhangi bir gönderme yapmıyorum. Şahıslarla bir işim yoktur, olmayacakta…

     
  • Emre SEYMENLER 20:25 - 06 July 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: eğitim kalitemizi arttırmak, eğitim sistemi, eğitim sistemi eleştiri, öğretmen tatili   

    Eğitim Kalitemiz Nasıl Artar 

    Bir kitapta denk gelmiştim, eğitim sistemi üzerine gerçekten bakış açımı değiştirmişti, öyle ki bu öğrendiklerimi çevremde duymayan kalmamıştı… Peki ne mi öğrenmiştim, ilk olarak sınıflarda ki öğrenci profilleri üzerine bir inceleme vardı, mesela her sınıfta olur, güçlü öğrenciler olur bir de zayıf öğrenciler, diyorlar ki her sınıfta her öğrenci tipinden mutlaka bir kaç tane olsun, güçlü ise tek olmasın bir tane daha olsun ki denge sağlansın, ezik zayıf karakterli ise ondan da bir kaç tane olsun ki, çektiği sıkıntıların aynısı yaşayan birileri olduğu için sürekli kendisine kızmasın yada psikolojik olarak çökmesin, yaşadıklarını bir başkasıda yaşadığı için daha kolay atlatsın.

    Sonra sınıf mevcudunun aza indirilmesi ile eğitim kalitesinin artması üzerine görüşler vardı, burada şu bakış açısı önemli, öğrenciyi eğitim yolunda diğer arkadaşlarıyla birlikte öğretmeninden bir şeyler öğrenmeye istekli birer nefer değil de, öğretmeninin ilgisini çalmaya çalışan birer rakip olarak görmekten uzaklaşmalıyız. Hani hep derler ya işte sınıflar 20 kişi olsa öğretmen o 20 kişi ile daha fazla ilgilenir eğitim seviyesi artar. Bu önermeye şöyle karşılık veriyorlar, diyorlar ki günlük bakman gereken kişi sayısı 30 olsun, ama bu Cuma günü yani haftanın son mesai günü 30 kişi değil de 20 kişi geldi, acaba sen bu 20 kişiyi hemencecik bitirip eve erken mi gidersin, yoksa her biriyle normalden daha fazla ilgilenerek tam vaktin de mi çıkarsın. Dürüst olmak gerekirse çok çok büyük kısmımız işi erkenden bitirip eve gideriz. İşte mantık ta bu.

    Yukarıda bahsettiklerim tartışılır doğrusu vardır yanlışı vardır, lakin bir gerçekte var. Malum internet çağında insanların düşüncelerini özgürce söyleyebildiği platformlar var bunlardan biri de sözlük formatında olan yerler. Birisi bir başlık açar ve isteyen istediğini yazar, bu tip ortamlarda genellikle okulların kapandığı günlerde hep bir başlık popüler olur, öğetmenler uzun yaz tatilleri. Çok bilmiyorum ama sanırım öğretmenlik haricinde o kadar uzun tatile sahip hiç bir meslek dalı yok. Peki bu olayı neden anlatıyorum şundan… Birazdan söyleyeceklerimi belki yüzlerce kişi de söylemiştir, ama bende dile getireceğim, eğer bizler eğitim kalitemizi arttırmak istiyorsak o zaman kaliteli öğretmenlerimiz olmalı. Mesela Doğu Çınarı cinsine sahip ağaçlar vardır, 700 yıllık, bu ağaçların öyle bir dalları kolları vardır ki her biri normal bir ağaç kalınlığında, şimdi ben derim ki, eğer bizim de öğretmenlerimiz aynı bu çınar ağaçları gibi dolu dolu ( doludur yada değildir eleştirmiyorum, her meslek gurubunda iyi de vardır kötü de ) olursa, onların vereceği bilgilerle yeni nesil çok daha bilgili olacaktır.

    Ben isterim ki öğretmenlerimiz sadece öğreteceği alandan ibaret olmasın, farklı alanlarda da kendisini yetiştirmiş olsun, çok farklı bakış açıları sunmuş olsun. Önümüzü aydınlatsın, peki bu nasıl mümkün olabilir, benim düşüncem öğretmenlerin okullar kapandıktan sonra tekrar öğrenciliğe dönmesi, farklı alanlarda dersler alması, sanat, edebiyat, sağlık, spor, kültür…. bu üç aylık dönemlerde aynı öğrenci gibi muamele görsünler hatta karne alsınlar, başarılı oldukları takdirde maaşlarına iyileştirme olarak yansısın.

    Bazen öyle ortamlar vardır ki o ortamlarda yere düşenleri toplasanız yine de sizi ihya eder, işte öğretmenlerimiz de bu tarz bir eğitimden geçerlerse inanıyorum ki hem kendileri hem de öğrencileri çok daha iyi yetişmiş olacaklar.

    Konu konuyu açıyor ama dile getirmem gereken ufak bir ayrıntı daha var, bir kitapçıda biraz zaman geçireyim derken elime bir kitap denk geldi, hani çocuklar için bilim kitapları olur ya, elime almamla abimin beni çağırması arasında sanırım bir 30 dakikalık zamanı kitabı okuyarak geçirmişim, öyle güzel öyle sürükleyiciydi ki, hatta bilmediğim bir çok şeyi öğreniyordum. Bunlardan biri de meşhur turnusol kağıdı. Kitap der ki kırmızı lahana yapraklarını kaynattığınızda bu kırmızı su ph ölçemeye yarıyor, bir nevi turnusol kağıdı. Şimdi konumuzla bağlarsam, ilkokulda turnusol kağıdı ile deneyler yapardık, ama şimdi bu bilgiyi öğrenince isterdim ki öğretmenimin bana bu kağıdı kendisinin yapması, lahana yapraklarını gözümüzün önünde kaynatması ve bize nasıl ph ölçümü yapılacağını göstermesi. Belli mi olur belki o zamanlar öğrenmiş olsam şimdi turnusol kağıdı işine girerdim…

    Uzun lafın kısası eğer eğitim sistemimiz gelişecekse donanımlı öğretmenlere ihtiyaç vardır. Sadece öğretmen ile bitmeyecek aynı zamanda anlayışlı ve bilgili bir aile de gerekiyor. Ben umutsuz değilim, sadece bir an öncesi başlamımız taraftarıyım.

    Umarım gelecek bizim olacaktır…

     
  • Emre SEYMENLER 17:13 - 21 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: abdest alma yeri, abdest alma yeri ergonomisi, abdest alma yeri ölçüleri, abdest alma yeri tasarımı   

    Abdest Alma Yeri Ergonomisi 

    Birçok yerde mescit ve cami bulunmakta içerlerinde de abdest alma yerleri mevcut, lakin öyle kötü mimari özelliklere sahip abdest alma yerleri var ki, gerçekten bunu yapan tasarlayanın hayatında hiç abdest almadığı belli oluyor.

    O kadar zor ki öyle yerlerde abdest almak, mesela ayağını koyduğun yer yüzünden çeşmeye doğru eğilemiyorsun yada ayağını koyacak yer bulamıyorsun. Bugün Bursa’da I.Murad Türbesinde bulunan şadırvanda abdest aldım, o kadar kolaydı ki bu yazıyı yazma gereksinimi doğdu. Fotoğraflarda göreceğiniz gibi, suların aktığı yerleri aşağı doğru kanal yapmışlar, mesela bir çok kötü tasarımı olan yerde bu suların önüne set kuruyorlar ve ayaklarınızı oraya koymanızı istiyorlar… halbuki bu abdest almayı zorlaştırıyor, ama fotolarda göreceğiniz gibi aşağıda bir kanal olduğunda ayakları serbest kalıyor ve eğilmek zorlaşmıyor. Ayrıca ayakları koyacağımız yer de güzelce yapılmış, kısacası çok keyifliydi.

    Sadede gelirsem, mimar, mühendis, tasarımcı yada usta artık her kim bu işleri yapıyorsa önce bir kendiniz abdest almaya çalışın, bakalım rahatça alabiliyor musunuz, sonra başka kişilere de aldırın, ondan sonra uygulamaya geçin.

    Atalarımız bu işi nasıl da kolayca çözmüşler…. Amerika’yı yeniden keşfetmeye yada abdest almaya yeni bir soluk getirmeye gerek yok…

    Sağlıcakla…

    Abdest Alma Yeri

    Abdest Alma Yeri

    Abdest Alma Yeri Tasarımı

    Abdest Alma Yeri Tasarımı

    Abdest Alma Yeri Uygulaması

    Abdest Alma Yeri Uygulaması

     
  • Emre SEYMENLER 21:10 - 05 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: buski su birikmesi, karayolu su birikmesi, kaza olma olasılığı   

    Bursa Kestel Yolunda Yağmur Suyu Birikmesi 

    İş icabı her gün Bursa – İnegöl arası git gel yapıyorum ve yağmurlu günleri pek sevmiyorum, çünkü yazımın başlığından anlaşılacağı gibi Kestel’i az geçtikten sonra yolun geliş kısmında yağmur suyu birikiyor ve sol şeridi tamamen dolduruyor.

    Tam koordinat vermem gerekirse, Kestel’in hemen çıkışında Opet Benzin istasyonu, onun yanında Çisiy Grup Weltew Mobilya mağazası bulunmakta, bahsettiğim yer ise bu weltew mobilyanın doğu tarafında yani İnegöl’e yakın olan tarafında yaklaşık bir 50-60 metre gerisinde sol şeridi tamamen kapatacak kadar bir su birikmesi oluyor ve süratli gelen aracın kaymaması içten bile değil, zaten suyu gören hemen şerit değiştiriyor ve ufak ta olsa bir trafik sıkışması ve sürücünün panik durumuna göre çok daha kötü sonuçlar doğurması muhtemel.

    Bu durum karayollarını mı ilgilendiriyor, yoksa belediyenin kanalizasyon kısaca Buski’yi tam kestiremiyorum ama bir an önce önlem alınmasını rica ediyorum…

     
  • Emre SEYMENLER 18:36 - 04 February 2016 Permalink | Cevapla  

    Yerlere Çöp Atanlar 

    Bugün, Bursa – İnegöl yolunda giderken bir araçtan boş meyve suyu kutusunun yola atıldığını gördüm, acaba polisi mi arasam, zabıtayı mı yada ne yapsam derken, ışıkta yakalayıp konuşmaya karar verdim, Coca-Cola fabrikasının oraya yeni yapılan ışıklarda o araçla paralel gittim ve maalesef onun sırasında bir sıra daha boşluk olması sebebiyle istediğimi gerçekleştiremedim. Bu olayı hazmedemedim. Bir insan nasıl bu kadar rahatça çöp atıyor gerçekten aklım almıyor. Üstelik attığı yer de bildiğiniz karayolu, hani yol kenarı falan olsa hadi diyeceğim, hoş oraya da atılmaz da, bu adam resmen yolun ortasına pisliğini bıraktı.

    Resmen şuursuzca bir hareket, bu kadar öfkeli olmamın sebebi sanki hayatta ondan başka kimse yok, özgürce istediğini yapabilir gibi davranıyor olması ve bunun anormal bir durum olmadığına kendisini ikna etmesi.

    O arabadan uzaklaştıkça derin düşüncelere daldım, yolda polisi aradım, hatta trafiği aradım ama tüm acil numaralar tek numara olmuş ve otomatik yanıt sistemi devreye girince telefonu kapattım. Biraz hukuki olarak araştırma çalıştım acaba bu yaptığı suç mudur ???, kısacası soğumam uzun zaman aldı. Bu yazıyı yazarken de tekrardan o gerilimi yaşıyorum.

    Şimdi bu yazıya denk gelenlerden ricam bu tür hareketlerin kabahatler kanununda yeri hükmü nedir, böyle elimiz kolumuz bağlı mı kalacak, bilen varsa rica ediyorum bizleri de bilgilendirsin.

    Bu olayın bir başka türlüsü de, kuyruk olaylarımız, metro da inenlere öncelik verileceği yerine onlar inmeden içeri girmeye çalışan bencil insanlar…

    Afedersiniz de hayat sizin etrafınızda dönmüyor, umarım bu tür durumlara karşı çok katı kurallar yürürlüğe girer de, Ziya Paşa’nın meşhur sözü “Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir” sözü gereğini bulmaz.

    Bu arada cezalar ne derece caydırıcı olur tartışılır, lakin kendimden bir örnek vermek gerekirse, ilk iş deneyimimde gözden kaçırdığım bir güncelleme sonrası hatalı parçanın kesilmesini sağladım, imalatı acele olan işe gerekli o parça sorun oldu ve tüm şefler, patron dahil toplandık ve hatanın kimde olduğu soruldu. Ben de hata benim gözden kaçırmışım dedim, o zaman ki patronum Serkan Körüstan da, yeni parça için malzeme var mı diye sordu, bende var dedim, hemen git yenisini kes, söyle muhasebeye de o parçanın parasını senden kessinler dedi ve bana bakarak benim yerimde olsan ne yapardın dedi, ben de sizin yaptığınızı yapardım dedim. Herhangi bir itiraz etmeden usülce yeni parçayı hazırladım ve bundan sonra ki tüm kestirdiğim parçalarda ölçüleri en az ikişer üçer kez kontrol ederek öyle hazırladım. Çünkü benden kesilecek olan parçanın maliyeti benim maaşım kadardı. Özetlersem bir hata ve sonucu gözlerimin faltaşı gibi açılmasını ve işime iki üç kat daha titiz davranmamı sağladı. Hikayenin sonuna gelirsem de o parça benden kesilmedi, hoş aradan bir iki ay sonra da o parçanın kullanılacağı iş geldi ve o parça da değerlenmiş oldu. Ama o hatadan hayat boyunca çıkardığım dersler oldu.

    Sadede gelirsem, birlikte yaşam kurallarına özen gösterelim, toplumsal huzur ve saygının yerini anarşi ve nefrete bırakmayalım , birbirimizi kırmadan incitmeden yaşamasını öğrenelim ve çöpü de lütfen çöp kutusuna atalım, hatta geri dönüşümüne göre uygun kutulara atalım….

    Sağlıcakla…

     
  • Emre SEYMENLER 21:05 - 26 November 2014 Permalink | Cevapla
    Etiketler: doğal gübre, kompost nasıl yapılır,   

    Ne Kadar Da Geç Kalmışım 

    Serüvenim, annemin her sene en fazla 15-20 adet üzüm tanesi veren asma bitkisini ( ki belki uzunluğu 10-15 metre ) sınırlı toprağına rağmen nasıl geliştiririm düşüncesi ile başladı.Orta boy mavi bir varil tarzı plastik bidonda yıllardır büyütmeye çalıştığı o asmanın uzunluğuna rağmen meyvesinin bu kadar az olması, bana ülkemi hatırlattı.

    O kadar çok potansiyelimiz var ama neden bu haldeyiz.Araştırmaya başladım, yalnız hayatımın son 2-3 ayında hızlanan bu eğilim öncesi, bitkilere ait bilgim zerre kadar bile yoktu.Kulaktan dolma bilgilerle araştırma yaparken, gübre nasıl olur, ne faydası olur, evimizde gübre nasıl yaparız gibi bir çok güzel konuya denk geldim.Okurken bile zevk aldım, ve tam da bunların üzerine bana hediye edilen iki adet küçük çiçeği büyütmeye başladım.Her gün gelişimlerine baktım, çiçeğin gövdesinin gün gün kalınlaşmasını, yaprakların çok sulandığında çürümeye yüz tutmasını izledim.Her sabah onları dışarı çıkarıp güneş ışığı almalarını sağladım, hatta onları hayatlarında ilk defa yağmurla tanıştırdım.Ve vakti geldiğinde onları, avuç içi kadar olan yuvalarından alıp, daha güzel ve geniş saksılarına yerleştirdim.

    Köklerinin daha derinlere uzanması için bu uzun ve derin saksılar çok iyi gelecekti.Tesadüf bu ya, işim gereği caddelerde sokaklarda çalışıyoruz, yolun kenarına çimlere atılmış belki 1-2 kilo civarında gübre buldum.Bu mutluluğu tarif edemem, çünkü desem ki bir küp altın buldunuz, bu yaşadığım sevinç ondan bile daha büyüktü.Nasıl sevinmem ki, bulduğum gübre atılmış bir gübreydi, ben o atıl gübreyi aldım ve çiçeklerime faydalı olsun diye saksılarına koydum ve doğanın ulvi vazifesini yapmasına imkan tanıdım.

    Ne olur ne olmaz gibisinden gübreyi çiçeğin toprağıyla karıştırmadım, gübreleri parçaladım ve saksının üzerine koydum, suladıkça içindeki enzim yada mineral yada faydalı ne varsa toprağa gidecekti.Çiçeğe olan ilgimi gören herkes bana bilgi vermeye başladı, zaten bu üzerine koyma olayını da onlar söyledi, mesela koyun gübresini direk köklere koyarsak çiçeği yakarmış, o yüzden üzerine koyuyorsun ve her sulandığında koyun gübresi toprağa zamanla karışıyor ve zarardan çok yararlı oluyor.

    Bulduğum gübrelerde solucanlar da vardı, kısaca körün istediği bir göz Allah verdi iki göz misali, sevincim tavan yapmıştı, çünkü okuduğum kadarıyla solucanların bitkisel artıkları yedikten sonra çıkardığı dışkısı yine toprak için gübre değerinde ve adı da solucan gübresi.Yani çiçeklerimin toprağında umarım solucan gibi yararlı organizmalar vardır da çiçeğim son derece güzel olur.Bu arada çiçeğim, pazarlarda satılır ufacık saksılarda 1 lira gibi bir fiyata, işte o çiçeklerden, orkide falan değil.Basit sıradan bir çiçek ama bana ilham kaynağı oluyor.

    Bunları neden mi yazıyorum, belki başkaları da bu sevdanın peşine düşer de biraz olsun şehir hayatından, doğal hayata kaçmaya çalışır, ama aslında söylemek istediğim, hatta haykırmak istediğim, evimizden çıkan bitkisel artıkların, mesela domates kabukları, patates kabukları, çay posası, elma, armut, üzüm artıkları, kısacası evimizde yediğimiz sebze meyve her ne varsa kalıntılarının biraz toprak ve çeşitli basit yöntemlerle ( karıştırma, sulama, süzme, bekletme ) doğal gübre haline neden getirmediğimizdir.Neden bu faydalı artıkları çöplere dökerek doğaya bir darbe daha vuruyoruz, neden evimizde büyüttüğümüz çiçek yada biber, domates gibi bitkilerimizi daha güçlü ve daha çok ürün vermelerinde kullanmıyoruz.Neden daha üst boyutu olarak bunlardan enzim üretmiyoruz, yurt dışında bu enzimlerden kanalizasyonları, atık suları, dereleri temizlediklerini gördükçe kendimize kızmıyoruz.

    Aslında her şey gözümüzün önünde, Yaradan doğayı yarattı, her şey döngü içerisinde devam ediyor, ot bitiyor, hayvan o otu yiyor dışkılıyor, o dışkı bekliyor gübre oluyor, o gübre daha çok ot oluyor…

    Sanırım bu ölüm uykusuna yatmamız çooook eskilere dayanıyor, ben ilkokuldayken yada ortaokul hatta lise de bile böyle konulara bilinçli yaklaşım görmedim.Yediğimiz ekmeğin, buğdayının nasıl olduğunu, ne zaman ekildiğini, nasıl ekilip nasıl toplandığını bu yaşımda öğrenmekten son derece utanç duyuyorum.Ne olur du yani Ali topu tut diyeceğinize ali tohum ek deseniz, ali ağaç dik deseniz, ali tarla sür deseniz, ne kaybederdiniz… Ne olur du, piknik yapmaya götürdüğünüzde top oynatıp yemek yedirmek yerine çocukları alıp bitkileri ve tabiatı tanıtsanız ne kaybederdiniz.

    Ama onlarında suçu yok, onlarda bilmiyorlardı ki, bugün ekeceğin tohumlar, en az 30 sene sonra çiçek açacak, bugün gitti bari yarınımız gitmesin….

    Karınca misali maksat tarafımız belli olsun, ben evimde doğal gübre üretmeye başladım, doğaya ait bilgilerimi çoğaltmaya başladım.İnsanlığın doğaya tekrar dönüşü için bende bir ışık olmak istiyorum.Yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum, öğrendiğim ne varsa o değerli güzel insanların yazılarından öğrendim ve her nerede olursa olsun dinleyen bir kişi bulayım ne biliyorsam anlatacağım.Makine mühendisi olacak, olmuş yada olmak isteyenlerin biraz da olsun doğaya heves duymaları için ben buradayım…

    Sağlıcakla kalın…

     
  • Emre SEYMENLER 18:24 - 01 June 2014 Permalink | Cevapla  

    Genç Bursasporlular 

    Pazar günleri bir yerleri keşfetmek için çıkmamışsam, ya cumartesi gecesi geç yattığımdan dolayı pazarın erken saatlerinde kalkmış ve gün boyu süren keyifsizlikle evde otururum yada ufkumu açacak yeni kitap almak için kitapçıya giderim.Bu hafta ikinci şıkkı yaptım ve biraz açık ve temiz havada kitap okuma keyfi yapmak istedim ve Altıparmakta köşede yer alan parkta stadyumun karşına bir banka oturdum ve bir yandan çay içerek kitap okuyordum.

    Yazının başlığıyla ilk paragraf arasında bağlantı kurulmaya başlıyor nasıl mı, kitap okumaya devam ederken pis pis tezahürat yapan 3 kişilik gençlerden oluşan bir grup stadyuma doğru gidiyordu, bugün maç var mı yok mu ilgilenmiyorum, sadece bu şuursuzca bağıran gençle ilgileniyorum.Oturduğum parkın aşağısında bir büfe daha vardı ve belki 15-20 kişilik Bursaspor forması giyen lise öğrencileri vardı.

    Futbolla ilgilenmiyorum, hiçbir şekilde yenme yada yenilgi bende bir duygu hissi uyandırmıyor, bir zamanlar izler, oynar, sevinir ve üzülürdüm ama şimdi zerresi yok.İlla takım tutacaksam yine eskisi gibi Bursaspor’u tutarım ve elimden geldiğince desteklerim maddi manevi.Asıl ilgilendiğim, bu kimseyi umursamadan küfürler ederek tezahürat eden genç ve onun dahil olduğu genç liselilerden oluşan Bursasporu destekleyen taraftar gurubunun hiç mi bir örnek rol model olacak abileri yok.Hiç mi bunlara terbiye öğreten onları güzel bir sporsever kıvamına getirecek birileri yok.

    Tamam daha bilimsel olarak beyinlerinin tam olgunluğa ulaşması için daha önlerinde 5-10 seneleri var, ergenlik çağındalar da, iyi güzel de bunlara birer abi lazım, hem işi gücü olan hem edepli hem de sporsever centilmen bir abiye ihtiyaçları var.Kısmet olur da bu yazımı birileri okursa bu konuda yorum da bulunsunlar, geleceğimizin yaş iken şekillendirilmesi gerekiyor.Taraftarların, taraftar guruplarının bu konuya özen göstermeleri muhakkak süretle icab eder.

    Çok ilgilenmesem de bu sezon sanırım oldukça fazla sayıda sahamız kapatıldı, nedenlerinden biri bu olabilir mi acaba???

     
  • Emre SEYMENLER 14:13 - 09 November 2011 Permalink | Cevapla  

    Pakize Suda ve Eğlencesi 

    Pek fazla televizyon izleyen birisi değilim, bu yazımda anlatacağım olay uzun zamandır yapılıyor.İlk olarak büyük bir tv kanalından akşam haberlerinin bitimine doğru çıkıyordu.Olay şu bir muhabir, çarşıda pazarda geziyor ve insanlara sorular soruyor, mesela mevsimler nasıl oluşur gibi, tabi insanlar seçmece, bu soruyu bilemeyecek insanlar aranıyor ve bu insanların verdiği cevapların yer aldığı bölüm doğru cevaplara nazaran çok çok yüksek miktarda.

    Bugün tv ye bakarken Pakize Suda’nın programına rastladım, programın adı nedir bilmiyorum hatta Pakize Suda beni de ilgilendir miyor ama yıllardır bir şekilde televizyonda olup yeri geldiği zaman insanlara bir şeyler öğretmeyi eğitmeyi amaçlayan insanların sokağa çıkıp insanlara sorular sorup bunları yayınlamaları acaba ne kadar ahlaki.

    Amacınız nedir, aaa biz ne kadar cahiliz bakın görün olayı mı.Olay aslında çok basit, video sitelerinde en çok izlenen vidyolara baktığınızda insanların aptallıkları ya da düşmek kalkma gibi olaylardır.Sokaktan seçmece insanlara sorulan sorulara halkımız genellikle sallar birşeyler, bilmiyorum deyip geçmez, e sallayınca tabi Pakize  Suda ya da malzeme çıkıyor.

    Sorunun kaynağı belli, refah seviyemizin düşük olması ve tv lerin kontrolsüz olması.Şimdi yazacağım olay için ne düşünürseniz düşünün ama olması gereken budur.Tv lere filmlere bakarsak, imamlar hep üçkağıtçı, hacı hoca tayfası üfürükçü, evlerde kitap okuyan ne bir anne var ne bir baba, hep lüks hayata özendirme, sihirli büyülü anne baba, olmayan varlıkların minik beyinleri zehirlemesi gibi onlarca tehlike var.

    Aydın geçinen insanlar neden bunlara karşı yürüyüş yapmıyorlar ki, yeri geldiğinde elde bayrak 10. yıl marşını söylemeyi biliyorlar, birazcık dürüst olun kendinize karşı, eğer gerçekten bu ülkede birşeylerin değişmesini istiyorsanız bu saydıklarımıda protesto edin.

    Benim ülkemin genç beyinlerini zehirlemeye kimsenin hakkı yoktur.İnsanlarımın cahilleri ile dalga geçmeye kimsenin hakkı yoktur.Eğer cahillerse eğitin, kusurları ortaya çıkaranın, kusurları ortaya çıkarılır bunu kimse unutmasın.Keser döner sap döner bir gün hesap döner.

    Daha yazılacak o kadar çok şey var ki, sayfalar yetmez, bu başlangıç gerisi elbet gelecektir…

     
  • Emre SEYMENLER 06:05 - 30 August 2011 Permalink | Cevapla  

    MMO Bursa ve Cehalet 

    Bugün bayram ve normal olarak herkesten bayram mesajı geliyor ama bu kadar saçması bilerek yapılma dışında olması mümkün değildir.Gelen mesaj aynen şu

    ”30 Ağustos Zafer Bayramınızı ve Şeker Bayramınızı kutlar, sağlık, mutluluk ve esenlikler dileriz.MMO Bursa Şube Yönetim Kurulu”

    İlk başta normal gibi ama koyu yazdım kelimeye bakarsanız, şeker bayramı yazıyor, bizim şeker bayramı diye ne bir dini bayram nede milli bayramımız var, siz hangi çağda ya da coğrafyada yaşıyorsunuz, çocuk mu kandırıyorsunuz, bilinçli olarak yapıyorsunuz.Siyasetinizi oda dışında yapınız.

     
    • Yunus Emre 10:18 - 30 Ağustos 2011 Permalink

      Aynen öyle hocam. Ellerine sağlık

    • Emre SEYMENLER 09:55 - 30 Ağustos 2011 Permalink

      Beş Maymun Hikayesi,

      Kafese beş maymun koyarlar. Ortaya da bir merdiven konur ve
      tepesine de iple bir kangal muz asılır. Her bir maymun merdivenleri
      çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkılır.
      Her bir maymun aynı denemeyi yapar, buz gibi soğuk suyla ıslatılır.
      Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre
      sonra muzlara doğru hareketleneni diğer maymunlar engellemeye başlar.

      Su kapatılıp maymunlardan biri dışarı alınır, yerine yeni
      bir maymun konulur. İlk yaptığı iş, koşup muzlara ulaşmak için
      merdivene tırmanmak olur. Fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve
      yeni maymunu bir . de döverler.
      Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir
      maymunla değiştirilir. Ve o da merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer.
      Bu maymunu en şiddetli ve istekli döven de biraz önce diğerleri
      tarafından engellenen ve ilk dayağı yiyen birinci yeni maymundur.
      Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir. Bu da . ilk
      atağında diğerleri tarafından cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni
      gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir
      fikirleri yoktur ama en iştahlı dövenler de onlardır.
      Sonra en baştaki ıslanan maymunların dördüncü ve beşincisi
      de yenileriyle değiştirilir.
      Ama tepelerinde o bir kangal muz hala asılı olduğu halde
      artık hiç biri merdivene yaklaşmamaktadır.
      Neden mi?
      Çünkü burada işler böyle gelmiş ve böyle gitmektedir…

    • Yunus Emre 09:48 - 30 Ağustos 2011 Permalink

      Merhaba Emre Bey. Ben de makine mühendis adayıyım. Hem meslektaş, hem de adaşız :). Neyse, konuya döneyim, hakikaten bu tespitinizi açıklamanızı kutluyorum. Öyle insanlar var ki, gördüğü bir yanlış karşısında niyeyse ses çıkarmıyor ve adeta “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyor. Bunu dile getirmenize sevindim. Odaya da bir çift lafım var; “Kardeşim, beğenmesen de istemesen de sen resmi bir kuruluşsun ve amacın siyaset değil. Hem, işinize gelince farklı dinlerin, farklı düşüncelerin bu ülkede özgürce konuşulmasının gerektiğini savunuyorsunuz da, iş İslam’a, müslümanlığa gelince niye ters tepiyorsunuz? Düşüncelerin, ideolojilerin, dinlerin özgürlüğünü savunan “özgürlükçü” kişiliğinize ne oldu?… Bunlar, boş laflar… Sizin kutlamanıza, verdiğiniz değere İslamiyetin, müslümanlığın hiç bir geeksinimi yok. Fakat bir iş yapacaksanız, hakkını vererek yapın ki insanlar(sizin görüşünüzde olanlar değil, bütün insanlar), sizin yaptığınız işten memnun kalsınlar…” Saygılarımla Emre bey.. Hayatınızda nice başarılara imza atmanız dileğiyle. Artık ben de sitenizin aktif bir izleyicisi olacağım. Ramazan Bayramınız Mübarek olsun.

c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal