Temmuz, 2016 ayındaki güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 20:25 - 06 July 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: eğitim kalitemizi arttırmak, eğitim sistemi, eğitim sistemi eleştiri, öğretmen tatili   

    Eğitim Kalitemiz Nasıl Artar 

    Bir kitapta denk gelmiştim, eğitim sistemi üzerine gerçekten bakış açımı değiştirmişti, öyle ki bu öğrendiklerimi çevremde duymayan kalmamıştı… Peki ne mi öğrenmiştim, ilk olarak sınıflarda ki öğrenci profilleri üzerine bir inceleme vardı, mesela her sınıfta olur, güçlü öğrenciler olur bir de zayıf öğrenciler, diyorlar ki her sınıfta her öğrenci tipinden mutlaka bir kaç tane olsun, güçlü ise tek olmasın bir tane daha olsun ki denge sağlansın, ezik zayıf karakterli ise ondan da bir kaç tane olsun ki, çektiği sıkıntıların aynısı yaşayan birileri olduğu için sürekli kendisine kızmasın yada psikolojik olarak çökmesin, yaşadıklarını bir başkasıda yaşadığı için daha kolay atlatsın.

    Sonra sınıf mevcudunun aza indirilmesi ile eğitim kalitesinin artması üzerine görüşler vardı, burada şu bakış açısı önemli, öğrenciyi eğitim yolunda diğer arkadaşlarıyla birlikte öğretmeninden bir şeyler öğrenmeye istekli birer nefer değil de, öğretmeninin ilgisini çalmaya çalışan birer rakip olarak görmekten uzaklaşmalıyız. Hani hep derler ya işte sınıflar 20 kişi olsa öğretmen o 20 kişi ile daha fazla ilgilenir eğitim seviyesi artar. Bu önermeye şöyle karşılık veriyorlar, diyorlar ki günlük bakman gereken kişi sayısı 30 olsun, ama bu Cuma günü yani haftanın son mesai günü 30 kişi değil de 20 kişi geldi, acaba sen bu 20 kişiyi hemencecik bitirip eve erken mi gidersin, yoksa her biriyle normalden daha fazla ilgilenerek tam vaktin de mi çıkarsın. Dürüst olmak gerekirse çok çok büyük kısmımız işi erkenden bitirip eve gideriz. İşte mantık ta bu.

    Yukarıda bahsettiklerim tartışılır doğrusu vardır yanlışı vardır, lakin bir gerçekte var. Malum internet çağında insanların düşüncelerini özgürce söyleyebildiği platformlar var bunlardan biri de sözlük formatında olan yerler. Birisi bir başlık açar ve isteyen istediğini yazar, bu tip ortamlarda genellikle okulların kapandığı günlerde hep bir başlık popüler olur, öğetmenler uzun yaz tatilleri. Çok bilmiyorum ama sanırım öğretmenlik haricinde o kadar uzun tatile sahip hiç bir meslek dalı yok. Peki bu olayı neden anlatıyorum şundan… Birazdan söyleyeceklerimi belki yüzlerce kişi de söylemiştir, ama bende dile getireceğim, eğer bizler eğitim kalitemizi arttırmak istiyorsak o zaman kaliteli öğretmenlerimiz olmalı. Mesela Doğu Çınarı cinsine sahip ağaçlar vardır, 700 yıllık, bu ağaçların öyle bir dalları kolları vardır ki her biri normal bir ağaç kalınlığında, şimdi ben derim ki, eğer bizim de öğretmenlerimiz aynı bu çınar ağaçları gibi dolu dolu ( doludur yada değildir eleştirmiyorum, her meslek gurubunda iyi de vardır kötü de ) olursa, onların vereceği bilgilerle yeni nesil çok daha bilgili olacaktır.

    Ben isterim ki öğretmenlerimiz sadece öğreteceği alandan ibaret olmasın, farklı alanlarda da kendisini yetiştirmiş olsun, çok farklı bakış açıları sunmuş olsun. Önümüzü aydınlatsın, peki bu nasıl mümkün olabilir, benim düşüncem öğretmenlerin okullar kapandıktan sonra tekrar öğrenciliğe dönmesi, farklı alanlarda dersler alması, sanat, edebiyat, sağlık, spor, kültür…. bu üç aylık dönemlerde aynı öğrenci gibi muamele görsünler hatta karne alsınlar, başarılı oldukları takdirde maaşlarına iyileştirme olarak yansısın.

    Bazen öyle ortamlar vardır ki o ortamlarda yere düşenleri toplasanız yine de sizi ihya eder, işte öğretmenlerimiz de bu tarz bir eğitimden geçerlerse inanıyorum ki hem kendileri hem de öğrencileri çok daha iyi yetişmiş olacaklar.

    Konu konuyu açıyor ama dile getirmem gereken ufak bir ayrıntı daha var, bir kitapçıda biraz zaman geçireyim derken elime bir kitap denk geldi, hani çocuklar için bilim kitapları olur ya, elime almamla abimin beni çağırması arasında sanırım bir 30 dakikalık zamanı kitabı okuyarak geçirmişim, öyle güzel öyle sürükleyiciydi ki, hatta bilmediğim bir çok şeyi öğreniyordum. Bunlardan biri de meşhur turnusol kağıdı. Kitap der ki kırmızı lahana yapraklarını kaynattığınızda bu kırmızı su ph ölçemeye yarıyor, bir nevi turnusol kağıdı. Şimdi konumuzla bağlarsam, ilkokulda turnusol kağıdı ile deneyler yapardık, ama şimdi bu bilgiyi öğrenince isterdim ki öğretmenimin bana bu kağıdı kendisinin yapması, lahana yapraklarını gözümüzün önünde kaynatması ve bize nasıl ph ölçümü yapılacağını göstermesi. Belli mi olur belki o zamanlar öğrenmiş olsam şimdi turnusol kağıdı işine girerdim…

    Uzun lafın kısası eğer eğitim sistemimiz gelişecekse donanımlı öğretmenlere ihtiyaç vardır. Sadece öğretmen ile bitmeyecek aynı zamanda anlayışlı ve bilgili bir aile de gerekiyor. Ben umutsuz değilim, sadece bir an öncesi başlamımız taraftarıyım.

    Umarım gelecek bizim olacaktır…

     
  • Emre SEYMENLER 19:50 - 23 June 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: değişim, değişime direnmek, değişmek istemiyorum   

    Değişim Direnişi 

    Heraklitos’un yüzyıllar önce söylediği bir söz var, “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir.” bu sözün gerçekliğini ya yaşayarak öğrenmişizdir ya da yok olarak bedelini ödemişizdir. Şimdi size farklı bir bakış açısı sunmak istiyorum.

    Zaman öyle bir olur ki, kabuğunuzdan çıkmanız gerekebilir ama bu kolay bir iş değildir, yıllar boyunca alıştığınız bir düzeniniz vardır, hatta düzeniniz yoksa bile sahip olduğunuz düzensizliğiniz vardır, o an geldiğinde canınız oldukça sıkılacaktır, çünkü yeni düzen bazı ihtiyaçları doğuracaktır ve sizin de bir  bedel ödemeniz gerekecektir. Şimdi benim farklı bakış açım bu konunun neresinde, çok fazla irdelemeden değişimin nedenlerine bakarsak, sanırım en basitiyle mevcut halimiz zamanın şartlarına ayak uyduramamış demektir. Zamanın şartları neler olabilir, mesela maaşımız, önceden tek başımıza iken işler ciddiye binip yuva kurmaya başladığında yeterli gelmeyecektir, sonra çevremiz olabilir, yaşadığımız yer, çalıştığımız ortam, bulunduğumuz konumda ki insanlar size bir şekilde ağır gelmeye başladığında değişimin zamanı gelmiş demektir.

    Bu zaman geldiğinde ilk satırlarda yazdığım gibi ya değişeceksin yada kabulleneceksin. Yine çok fazla irdelemeden maaş konusuna değinelim, maaşın istediğin şartları karşılayamıyorsa yapman gereken zam istemek olur yada yüksek maaşlı bir iş bulmak. Yeni bir işin getireceği güzellikler kadar zorlayacağı durumlar da olacaktır. Yeni bir ortam, yeni insanlar, rekabet durumları, falan filan… Benim bakış açım sa şu, sıfırdan başlamaktansa bulunduğun konumda eksikliklerini gider yada yeni kapılar açılmasına vesile ol. Zaten bulunduğun sürece insanları tanımış neyin nasıl yürüdüğünü biliyor olman gerek, kendini çok daha iyi ifade edebilir olman gerek. Burada pazarlayacağın ürün kendin olacaktır, bu ürünü yeni bir ortamda kimsenin tanımadığı bir yerde mi pazarlamak kolaydır, yoksa sistemin tüm dinamiklerini bildiğin bir yerde mi.

    Ben ikinci şıktan yanayım. Yapmanız gereken her büyük firmanın yaptığı gibi ufak bir kaç makyaj yapmak ve mış gibi davranmak. Biraz beyni yormak gerek, bulunduğun yer de neyin eksikliği aranıyor. Neye ihtiyaç var, bu sorulara cevap bulduğun zaman zincirini kırmış olacaksın….

     
  • Emre SEYMENLER 07:04 - 24 April 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: iş hayatı, iş hayatında sabır, sabırlı olmak   

    İş Hayatı ve Sabır 

    Konunun başlığı iş hayatı ama söyleyeceklerim hayatın her alanı için geçerli. Malum hayat her zaman yükselişlere sahne değil, inişli çıkışlı bir çok durumlara sahne… Bu durumlarda belki her şeyi geride bırakıp, kimsenin bizi tanımadığı bir yere gitme planlarımız olmuştur. Kısacası her şeyden kaçmak istemişizdir. Kaçma isteğinin bir çok sebebi olabiliyor ama iş hayatında ise sebepler aşağı yukarı bellidir, ya sizinle uğraşanlar vardır, ya hakettiğinizi alamıyorsunuzdur, ya da yolun başındasınızdır her şeyi öğrenmek sürekli veri girişi sizi bunaltmış olabilir….

    Bu durumlardan bende geçtim, kaç kere başka mesleklere özendim, kaç kere çoban olmak istedim, kaç kere bir yerlere kaçmak istedim. Ama hiç birini yapamadım, hatta soluk bile alamadım. Ama sonra öyle bir kırılma anı geliyor ki, geldiğiniz nokta da sizi bunaltanlar sizi desteklemeye, iş teki öğrenme süreci yerini meyvesini yeme sürecini bırakıyor.

    Bunlar elbette kendiliğinden olmuyor, siz yine elinizden geleni yapıyorsunuz ve zaman da üzerine düşen görevi layıkıyla yapıyor. Gerçekten zaman müthiş bir şey, bir acınız mı var, bakıyorsunuz her geçen gün o biraz da azalıyor, her geçen gün biraz daha iyiye gidebiliyorsunuz. Ve bu zaman bir gün sizi istediğiniz yere de getirecek. Her şey sabırla başlıyor. Sabretmek… genelde başıma bir sıkıntı geldiğimde bakıyorum bu sıkıntının kaynağı nedir, hani benim yaptığım bir işten dolayı mı oluyor, yoksa bir anda birisi ortaya bir sorun çıkarıyor ve ben onunla mı uğraşıyorum. Eğer ikinci şık ise hemen sakin olup sabırla yapmam gerekenleri yapıyorum ve bir bakıyorum o sorun bir şekilde ortadan kalkmış. Eğer birinci durum ise hemen kendime çeki düzen verir, inanci olarak kendimi daha konsantre eder ve sabırla beklerim.

    Dostlarım, nasıl ki ağaç vakti gelmeden meyve veremiyorsa, sabır etmeden de hayatımızda bazı şeyleri yola koyamıyoruz. İş hayatınızda bir yerlere gelmek istiyorsanız biraz sabır etmeniz gerekiyor, bu kişiye ve ortama göre değişir. belki bir yıl belki üç yıl belki 10 yıl. Sabrın sonu selamettir. Tabi zamanı ve koşulları iyi okuyup analiz etmekte gereklidir. Yoksa kimse kimseye bedavadan mevki makam vermez. Sizler sadece her gün işinizi iyi yapmaya gayret gösterin. Ne derler bilirsiniz, Gayret Bizden Takdir Allah’tan…

    Selametle…

     
  • Emre SEYMENLER 17:44 - 23 April 2014 Permalink | Cevapla
    Etiketler: atatürkün okuduğu kitap sayısı, okuma alışkanlığı, türklerin kitap okuma sayısı   

    Atatürk’ün Okuduğu Kitap Sayısı 

    Bu siteyi açarken iddialı bir şekilde yeni nesil makine mühendisi sloganıyla açmıştım, tabi zaman içerisinde insanın görüşü değişiyor, karakteri oturuyor, daha başka ilgi alanları oluşuyor.Şimdilerde ise, daha çok okuyup daha çok paylaşım odaklı olma amacındayım.Değerli ve bilinmesi gereken bilgileri herkese bu blog aracılığıyla ulaştırmayı planlıyorum.Tabi bu durum için söylenecek en güzel söz “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az” sözüdür.

    Girizgahı yaptıktan sonra asıl meseleye yani yazının başlığına geleyim.Malumumuz Atatürk’ün ne kadar geniş bilgi hazinesi olduğu tüm aklı selim insanlarca kabul görmüştür.Peki Atatürk ne kadar okudu da bu kadar gelişti sorusuna rakamsal bir cevap vereyim, tam olarak 3397 adet kitap okumuştur.

    Şimdi biraz dört işlem yaparak Atatürk’ün okuduğu kitap sayısını yıla haftalara bölelim ki, aynı yoldan gitmek isteyen birinin yolun ne kadar çetin olduğunu görsün aynı zaman da bunu bir insan başarabiliyorsa neden kendisinin de başaramayacağını anlamış olsun.

    Atatürk 1881’de doğdu 1938’de öldü. Yani 57 yıllık bir yaşam ömrü oldu;

    Desek ki Atatürk 15 yaşında kitap okumaya başladı eder size 42 yıl,

    Bir yıl 52 haftadan, 42 yıl eder size 2184 hafta,

    Paşa 3397 kitap okumuştu, kitap sayısı / hafta sayısı dersek,

    1,56 kitap ediyor haftada…

    Yani dostlarım, 42 yıl boyunca sizde haftada 1,5 kitap okursanız, Atatürk gibi bilgili olabilirsiniz.

    Şimdi olayın geçtiği zamana bakarsak, o zamanlar da televizyon yok, telefon yok, facebook yok, twitter yok, bolca zaman var gibi gözükebilir, ama bu adam, ömrünü savaşlarda, cephelerde geçirdi….

    Bu sayı, Atatürk’ün bizzat üzerine not aldığı kitapların sayısıymış.Biz de de her sene kütüphaneler haftasında yapılan haberlerde Japonların okuduğu kitap oranı ile Türklerin okuduğu kitap oranları ve sayıları karşılaştırılır, doğru yada yanlış emin olmamakla Türkler’in okuduğu kitap sayısı 10 yılda 1 adetmiş.

    Dostlarım tablo eğer gerçekten buysa ne kadar acı verici, bir tarafta haftada 1,5 kitap okuyan Atamız, bir yanda 10 yılda bir kitap okuyan zamane insanımız.Olaya bir de gemi batar ben çıkarım prensibiyle yaklaşırsak, yılda 1 adet kitap okuyan 10 yılda bir kitap okuyana 10 kat fark atacaktır.Bu yüzden okuyun arkadaşlar bol bol okuyun.Birbirinizle yarışın da şu ülkemiz de azıcık güzel sohbetler, seviyeli sohbetler edelim.Birbirimizin okuduklarından faydalanalım.

    Ben bu yazıyı sonuna kadar okuyana bile razıyım, umarım yeni nesil daha istekli olur.Tabi onları yetiştiren aileler ne kadar bilinçli ise.

    İçimizi karartmaya gerek yok, zararın neresinden dönülürse kardır…

    Ufak bir güncelleme yapmak istedim, yazıyı yazdıktan sonra Mehmet Barlas’ın okuduğu kitap sayısı hakkında bilgi edindim ve Mehmet Barlas 15000 adet kitap okumuş.

    Bir kişiden daha bahsedeceğim, Yavuz Argıt, kendisi ise 23000 adet kitap okumuş ve halen daha sayısını arttırmakta, ilgili haber için http://www.aksiyon.com.tr/aksiyon/haber-6789-34-23-bin-adet-kitap-okudu.html

    Atatürk için yaptığım matematiksel hesapları yukarıda ki iki kişi için hiç girişmeyeceğim, doğruysa zaten basit matematikle haftada kaç tane kitap okumak gerekir siz bulursunuz….

     

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal