Şubat, 2016 ayındaki güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 19:47 - 01 February 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: mısır patlatma tavası   

    Mısır Patlatma Tavası 

    Hayal meyal hatırlarım, küçükken bir keresinde dedem mısır patlatmıştı hem de bu aşağıda gördüğünüz basit aletle. Bu görüntünün üzerinden en az 25 sene geçmiştir ama her daim içimde bir uhde kalmıştır. Nereden bulurum derken büyük bir alışveriş merkezinde öylece duruyordu ve fiyatı da çok cüzi 5 tl idi. Görür görmez aldım, yanına da bir paket mısır. Heyecanla eve geldim, sabırsızdım hemen denemek istiyordum ama acaba bu tenekeden yapılan aletle nasıl mısır patlatılıyordu. Üstü hava alması için delikli, ortasında kapağı olan tenekeden yapılmış tüy kadar hafif bir şeydi. Acaba içine yağ koymalı mıydım, yağsız mısır patlar mıydı. İnternette biraz araştırma yapmıştım, söylenene göre yağsız patlatıyorlardı. Artık hazırdım, bir miktar mısırı içine koydum, biraz da tuz ve ocağın üzerinde mısırlar yapışmasın diye sallamaya başladım. Ama ilerleyen dakikalar hiçte umduğum gibi olmadı, patlayan tek tük mısırlar ve ısıdan yanıp kömür karası olarak tavaya yapışan mısırlar. Velhasıl hayal meyal hatıram sizlere ömür oldu… Sonu mutlu sonla bitmese de yine de benim için güzel bir deneyim oldu, olur da biri nasıl patlatmam gerektiğine dair bir sır verirse başım gözüm üstüne….

    Mısır Patlatma Tavası

    Mısır Patlatma Tavası

     
    • Rukiye 19:43 - 04 Mart 2017 Permalink

      Ben bu tavadan annem için arıyotum ama bulamıyorum yardmcı olurmsnz

  • Emre SEYMENLER 21:05 - 26 November 2014 Permalink | Cevapla
    Etiketler: doğal gübre, kompost nasıl yapılır,   

    Ne Kadar Da Geç Kalmışım 

    Serüvenim, annemin her sene en fazla 15-20 adet üzüm tanesi veren asma bitkisini ( ki belki uzunluğu 10-15 metre ) sınırlı toprağına rağmen nasıl geliştiririm düşüncesi ile başladı.Orta boy mavi bir varil tarzı plastik bidonda yıllardır büyütmeye çalıştığı o asmanın uzunluğuna rağmen meyvesinin bu kadar az olması, bana ülkemi hatırlattı.

    O kadar çok potansiyelimiz var ama neden bu haldeyiz.Araştırmaya başladım, yalnız hayatımın son 2-3 ayında hızlanan bu eğilim öncesi, bitkilere ait bilgim zerre kadar bile yoktu.Kulaktan dolma bilgilerle araştırma yaparken, gübre nasıl olur, ne faydası olur, evimizde gübre nasıl yaparız gibi bir çok güzel konuya denk geldim.Okurken bile zevk aldım, ve tam da bunların üzerine bana hediye edilen iki adet küçük çiçeği büyütmeye başladım.Her gün gelişimlerine baktım, çiçeğin gövdesinin gün gün kalınlaşmasını, yaprakların çok sulandığında çürümeye yüz tutmasını izledim.Her sabah onları dışarı çıkarıp güneş ışığı almalarını sağladım, hatta onları hayatlarında ilk defa yağmurla tanıştırdım.Ve vakti geldiğinde onları, avuç içi kadar olan yuvalarından alıp, daha güzel ve geniş saksılarına yerleştirdim.

    Köklerinin daha derinlere uzanması için bu uzun ve derin saksılar çok iyi gelecekti.Tesadüf bu ya, işim gereği caddelerde sokaklarda çalışıyoruz, yolun kenarına çimlere atılmış belki 1-2 kilo civarında gübre buldum.Bu mutluluğu tarif edemem, çünkü desem ki bir küp altın buldunuz, bu yaşadığım sevinç ondan bile daha büyüktü.Nasıl sevinmem ki, bulduğum gübre atılmış bir gübreydi, ben o atıl gübreyi aldım ve çiçeklerime faydalı olsun diye saksılarına koydum ve doğanın ulvi vazifesini yapmasına imkan tanıdım.

    Ne olur ne olmaz gibisinden gübreyi çiçeğin toprağıyla karıştırmadım, gübreleri parçaladım ve saksının üzerine koydum, suladıkça içindeki enzim yada mineral yada faydalı ne varsa toprağa gidecekti.Çiçeğe olan ilgimi gören herkes bana bilgi vermeye başladı, zaten bu üzerine koyma olayını da onlar söyledi, mesela koyun gübresini direk köklere koyarsak çiçeği yakarmış, o yüzden üzerine koyuyorsun ve her sulandığında koyun gübresi toprağa zamanla karışıyor ve zarardan çok yararlı oluyor.

    Bulduğum gübrelerde solucanlar da vardı, kısaca körün istediği bir göz Allah verdi iki göz misali, sevincim tavan yapmıştı, çünkü okuduğum kadarıyla solucanların bitkisel artıkları yedikten sonra çıkardığı dışkısı yine toprak için gübre değerinde ve adı da solucan gübresi.Yani çiçeklerimin toprağında umarım solucan gibi yararlı organizmalar vardır da çiçeğim son derece güzel olur.Bu arada çiçeğim, pazarlarda satılır ufacık saksılarda 1 lira gibi bir fiyata, işte o çiçeklerden, orkide falan değil.Basit sıradan bir çiçek ama bana ilham kaynağı oluyor.

    Bunları neden mi yazıyorum, belki başkaları da bu sevdanın peşine düşer de biraz olsun şehir hayatından, doğal hayata kaçmaya çalışır, ama aslında söylemek istediğim, hatta haykırmak istediğim, evimizden çıkan bitkisel artıkların, mesela domates kabukları, patates kabukları, çay posası, elma, armut, üzüm artıkları, kısacası evimizde yediğimiz sebze meyve her ne varsa kalıntılarının biraz toprak ve çeşitli basit yöntemlerle ( karıştırma, sulama, süzme, bekletme ) doğal gübre haline neden getirmediğimizdir.Neden bu faydalı artıkları çöplere dökerek doğaya bir darbe daha vuruyoruz, neden evimizde büyüttüğümüz çiçek yada biber, domates gibi bitkilerimizi daha güçlü ve daha çok ürün vermelerinde kullanmıyoruz.Neden daha üst boyutu olarak bunlardan enzim üretmiyoruz, yurt dışında bu enzimlerden kanalizasyonları, atık suları, dereleri temizlediklerini gördükçe kendimize kızmıyoruz.

    Aslında her şey gözümüzün önünde, Yaradan doğayı yarattı, her şey döngü içerisinde devam ediyor, ot bitiyor, hayvan o otu yiyor dışkılıyor, o dışkı bekliyor gübre oluyor, o gübre daha çok ot oluyor…

    Sanırım bu ölüm uykusuna yatmamız çooook eskilere dayanıyor, ben ilkokuldayken yada ortaokul hatta lise de bile böyle konulara bilinçli yaklaşım görmedim.Yediğimiz ekmeğin, buğdayının nasıl olduğunu, ne zaman ekildiğini, nasıl ekilip nasıl toplandığını bu yaşımda öğrenmekten son derece utanç duyuyorum.Ne olur du yani Ali topu tut diyeceğinize ali tohum ek deseniz, ali ağaç dik deseniz, ali tarla sür deseniz, ne kaybederdiniz… Ne olur du, piknik yapmaya götürdüğünüzde top oynatıp yemek yedirmek yerine çocukları alıp bitkileri ve tabiatı tanıtsanız ne kaybederdiniz.

    Ama onlarında suçu yok, onlarda bilmiyorlardı ki, bugün ekeceğin tohumlar, en az 30 sene sonra çiçek açacak, bugün gitti bari yarınımız gitmesin….

    Karınca misali maksat tarafımız belli olsun, ben evimde doğal gübre üretmeye başladım, doğaya ait bilgilerimi çoğaltmaya başladım.İnsanlığın doğaya tekrar dönüşü için bende bir ışık olmak istiyorum.Yalnız olmadığımı çok iyi biliyorum, öğrendiğim ne varsa o değerli güzel insanların yazılarından öğrendim ve her nerede olursa olsun dinleyen bir kişi bulayım ne biliyorsam anlatacağım.Makine mühendisi olacak, olmuş yada olmak isteyenlerin biraz da olsun doğaya heves duymaları için ben buradayım…

    Sağlıcakla kalın…

     
  • Emre SEYMENLER 18:24 - 01 June 2014 Permalink | Cevapla  

    Genç Bursasporlular 

    Pazar günleri bir yerleri keşfetmek için çıkmamışsam, ya cumartesi gecesi geç yattığımdan dolayı pazarın erken saatlerinde kalkmış ve gün boyu süren keyifsizlikle evde otururum yada ufkumu açacak yeni kitap almak için kitapçıya giderim.Bu hafta ikinci şıkkı yaptım ve biraz açık ve temiz havada kitap okuma keyfi yapmak istedim ve Altıparmakta köşede yer alan parkta stadyumun karşına bir banka oturdum ve bir yandan çay içerek kitap okuyordum.

    Yazının başlığıyla ilk paragraf arasında bağlantı kurulmaya başlıyor nasıl mı, kitap okumaya devam ederken pis pis tezahürat yapan 3 kişilik gençlerden oluşan bir grup stadyuma doğru gidiyordu, bugün maç var mı yok mu ilgilenmiyorum, sadece bu şuursuzca bağıran gençle ilgileniyorum.Oturduğum parkın aşağısında bir büfe daha vardı ve belki 15-20 kişilik Bursaspor forması giyen lise öğrencileri vardı.

    Futbolla ilgilenmiyorum, hiçbir şekilde yenme yada yenilgi bende bir duygu hissi uyandırmıyor, bir zamanlar izler, oynar, sevinir ve üzülürdüm ama şimdi zerresi yok.İlla takım tutacaksam yine eskisi gibi Bursaspor’u tutarım ve elimden geldiğince desteklerim maddi manevi.Asıl ilgilendiğim, bu kimseyi umursamadan küfürler ederek tezahürat eden genç ve onun dahil olduğu genç liselilerden oluşan Bursasporu destekleyen taraftar gurubunun hiç mi bir örnek rol model olacak abileri yok.Hiç mi bunlara terbiye öğreten onları güzel bir sporsever kıvamına getirecek birileri yok.

    Tamam daha bilimsel olarak beyinlerinin tam olgunluğa ulaşması için daha önlerinde 5-10 seneleri var, ergenlik çağındalar da, iyi güzel de bunlara birer abi lazım, hem işi gücü olan hem edepli hem de sporsever centilmen bir abiye ihtiyaçları var.Kısmet olur da bu yazımı birileri okursa bu konuda yorum da bulunsunlar, geleceğimizin yaş iken şekillendirilmesi gerekiyor.Taraftarların, taraftar guruplarının bu konuya özen göstermeleri muhakkak süretle icab eder.

    Çok ilgilenmesem de bu sezon sanırım oldukça fazla sayıda sahamız kapatıldı, nedenlerinden biri bu olabilir mi acaba???

     
  • Emre SEYMENLER 20:08 - 22 March 2014 Permalink | Cevapla  

    Lanet olası virüsler ve Hackerlar 

    Başlık biraz ağır kaçmış olabilir ama hakikaten son iki ayımı mahvettiler.Geçen senenin eylül ayında sağolsun endonezyalı hacker kardeşimiz web sitelerimi haklemiş, sağolsun direk anasayfaya index çakmamış ta bir tane html sayfası yaparak zone-h de kasıyor.Tamam iyi güzel hackledin de kurtulamıyorum illetten, virüs te bulaştırmış antivirüs sürekli engelliyor, google sağolsun sürekli zararlı site uyarısı yaparak sitelerimi kapatıyor.

    Sonuç nedir derseniz, sonuç monuç yok, sitelerimde hala virüs var, hala hackli halde duruyorlar, nerden girdiklerini bulamadığımdan böyle çaresiz kaldım, hoş sadece beni sitelerim de yok, arkadaşlarımın yada dostlarımın siteleri de var, kimisi firmasının sitesini barındırıyor, ciddi iş kaybına uğradılar.

    Siber güvenlik hakikaten önemli, bugün benim web sitem olur yarın enerji santrali olur, öbür gün devlet sırları olur.Bu işlerden anlayan varsa biraz beri gelsin ve bir de bağış usulü çalışan neden siber güvenlik dernekleri yada örgütleri yok ki, misal benim dostlarımın siteleri kaç aydır sıkıntıda, eğer böyle bir dernek ücretsiz hizmet verip sitesini tekrar kullanıma açsa eminim o dostum oraya seve seve bağış yapardı.Bilmiyorum belki bir gün bu hayalim olur.

    Uzun zamandır yazmamıştım, siftah bu olsun…

     
  • Emre SEYMENLER 17:21 - 18 January 2013 Permalink | Cevapla  

    Kırılma Noktası 

    Ben ne kadar makine mühendisi olsam da, içerisinde insan barındıran konular daha çok ilgimi çekmekte ve buraya bazı karalamalar yapmaktayım.Buraya yazdıklarım ya yaşamımdan bir kısım yada gözlemlerimdir.Bu sefer ki gözlemim kırılma noktası.

    Bir hikaye var, adamın biri yol üzerinde bulunan kocaman bir kayaya her gün gidip gelirken birer kez balyoz vururmuş.Günler ayları kovalarken yine bir gün iş dönüşü balyozu vurduğunda, o kocaman kaya öyle bir yarılmış ki tuzla buz olmuş.Bu küçük hikaye ve “Taşı delen suyun kuvveti değil, damlaların sürekliliğidir” atasözün deki gibi herşeyin bir kırılma noktası, anı vardır ve bunu ancak sabırla başarabiliriz.

    Vazgeçmemek, Sabır, Başarı

    Vazgeçmemek, Sabır, Başarı

    Bu resim deki gibi çoğu sefer tam zafere yakınken onu elimizden kaçırmışızdır.Başarı dediğimiz şey doğru iş yapmaktan geçiyor.Eğer siz işinizde iyi iseniz, iş zaten sizi bir yerlere götürüyor.Ama her zaman doğru iş yapmak yeterli olmuyor, bir gün bir bakıyorsunuz sizden kıdemli birisi sizi manipule etmiş ve siz oyun dışı kalmışsınızdır.

    Böyle durumlarda ne yapmak gerek?  Böyle durumlar aslında o kişi için çok faydalı.Düşünsenize sizden birisi çok fena korkuyor, sahip olduğu tek şeyi elinizden alacağınızdan korkuyor.Aslında o tam bir loser. Bu cümleleri okurken aklınıza kim geliyorsa o kişi bu bahsettiğim kişi ve şimdi ufak bir gülümsemeyle kendinizin ne kadar değerli olduğunuzun bir kez daha farkına varın.

    Ve oyun şimdi başlıyor.Yeni bir iş, yeni bir ortam, tertemiz bir sayfa açıyorsunuz ve bu sefer kuralları siz yazıyorsunuz. Daha önce yaptığınız hataları tekrarlamadan zirveye bu sefer kestirme yoldan çıkıyoruz.

    Walter Bagehot

    Walter Bagehot

    Resim deki sözde dediği gibi bu olayları doğru kullanabilirseniz gerçekten hayat çok eğlenceli.

    Avantaja Çevirmek

    Avantaja Çevirmek

    Sizi öldürmeyen şey sizi güçlendirir.Bu da böyle bir durum, her şer gördüğümüzde bir hayır vardır prensibiyle daha iyiye daha ileriye gitmek için kendi gücünüzün farkına varın.

     

     

     

     

     

     
  • Emre SEYMENLER 18:05 - 12 January 2013 Permalink | Cevapla  

    Vazgeçmemek 

    Hayatta sürekli bir şeyler isteriz ama çoğu zaman isteklerimize ya kavuşamayız yada elde ettiğimiz yeterli olmaz.Bu aşamada da vazgeçer ve yolumuza bakarız.

    İnanmak başarmanın yarısıdır derler, bu sözler güzel sözler ama bu sözlerin anlam kazanması ancak başardığımızda oluyor, ne zaman bir ışık göreceğiz o zaman diyoruz ki bak iyi ki bu yola girmişim.Bu olayın sebebi belli, bastırılmış duygularımız.Çünkü bizler korunaklı yetiştirilmişiz, aman evladım ağaca çıkma, aman evladım onu yapma bunu yapma, iyi güzel de hayatta her daim yanımızda olamazsınız, o zamanlar ne yapacağız.

    Aileler bunu düşünmüyor ve bu sebepten girişimcilik çok az kişide bulunan özelliklerdendir.

    Hayatınızda bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız bazı şeylere yada kişilere dur demelisiniz.Korkuları yenmenin en güzel ve kısa yolu korkuların üzerine gitmektir.Kendinizi hesaba çekin, sizi hayallerinizden neler yada kimler alıkoyuyor.Listenizi yapın ve o an bir karar verin.Ben artık hayatımda bir şeyleri değiştireceğim deyin ve uygulamaya geçin.

    Bu söylediğim şey kolay birşey değil ama hayatında farklılık yapanlara bakarsanız mutlaka bir kırılma anları vardır.Eğer siz birşey yapmazsanız hayatınız boyunca içinizde uhde kalacak.Sizin yapmak istediklerinizi başkalarının yaptığını görünce ve o kişi birde sizden daha az kapasiteli biri ise kendi kendinize sinirleneceksiniz ve keşke diyeceksiniz.

    Yıllar sonra keşke dememek için şimdi harekete geçin.Işığı görene kadar durmayın, ışığı görünce de koşmaya başlayın.Hayallere kavuşmanın verdiği zevk paha biçilemez ve ondan daha bir az keyiflisi ise size yapamazsın, başaramazsın diyenlerin yüzlerinde ki ifade.

    Unutmayın hiç birşey sizden daha değerli değildir.Sizi kısıtlayan düşüncelerden kurtulun ve arınmış bir beyinle yolunuza devam edin.

    Bu yazıyı yazarken dinlediğim şarkı; Human League’den Don’t you want me baby, 1981 yılına ait bu şarkı ve video sizi özel yerlere götürecek.İyi seyirler.

     
  • Emre SEYMENLER 15:23 - 11 November 2012 Permalink | Cevapla
    Etiketler: ali sabancı, başarı hikayeleri, emre kurttepeli, etohum, girişimcilik sırları, hüsnü özyeğin   

    Girişimcilik 

    Kendimi bildim bileli sürekli bir proje peşinde koşturdum, fikirler projeler zamanla daha gerçekçi olmaya doğru gelişti.Çocukluk yılları projeleri ile şimdi ki projeler arasında tek güzel şey baştan beri ne istediğimi biliyor olmam.

    Hayat şartları doğrultusunda projeler şekillendi, duraklatıldı yada gelişti bazen soğudum bazense aşkla tekrardan sarıldım.Bu yazıda zaten bu aşkla sarılmanın akabinden yazılan bir yazı.Başarı hikayeleri her zaman ilgimi çekmiştir, her zaman bana teşvik edici olmuşlardır ve son zamanlarda en hoşuma giden hatta izlerken dinlerken yediğim bisküvi duymamı zorlaştırdığı için yemeyi bıraktığım bir saniyesini kaçırmadığım bir panel izledim.

    Panel Özyeğin Üniversitesinde yapılmış ve konuşmacılar, Emre Kurttepeli (Mynet), Ali Sabancı (Pegasus), Hüsnü Özyeğin, Emin Hitay, ve ismini unuttum bir reklamcı abimiz, panelin moderatörü de yazının sahibi arkadaştır.Meşhur bir atasözümüz vardır, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az derler, bu panel benim için ders niteliğinde bir 2 saatti ve o kadar güzel püf noktaları ayrıntılar vardı ki buraya paylaşmama sebep oldu.Konuşmacı insanlar hepsi alanlarında başarılı, hataları olan, tecrübe sahibi insanlar.Hani hep derler ya bu adamlar ne yaptı da başarılı oldu, bu panel de bunlar var işte…

    Özetle eğer içinizde girişimcilik ateşi yanıyorsa ve bir şeyleri değiştirmek istiyorsanız bu akşam film izlemek yerine bu 2 saatlik paneli izleyin ve yolunuza devam edin.

    Mühendis olmak demek sadece hayata mekanik açıdan bakmak demek değildir, gelişmiş düşünce yapımızla hayatımızı zenginleştirmemiz gerekir, bu yüzden bilgi sahabı ( Ali Sabancı tarzında) insanları can kulağıyla dinlemek gerekir…

    Bu güzide bilgi kaynağına şu linkten altta ki videodan ulaşabilirsiniz.Tıklayınız…

    İyi pazarlar…

     
  • Emre SEYMENLER 17:18 - 07 July 2012 Permalink | Cevapla  

    Şantiyecilik 

    Hayatımda şantiyecilik kelimesiyle, hatta şantiyecilerle ilk defa 1,5 sene önce tanışmıştım.O zamanlar tabi aklımın ucundan bile geçmeyen hatta anlatılanları hayal bile edemiyordum, etmekte istemiyordum.Ama işimin gidişatında şantiyecilik beklenmedik bir şekilde karşıma çıktı ve sizlere biraz şantiyecilikte bahsedeceğim.

    Genelde şantiye denilince ilk akla gelen inşaat şantiyesi ama benim bahsedeceğim ise Enerji Santrali kurulum şantiyesi.Şuanda Denizli Kaklık ta kurulumunda sona az kalan 775 MW Kombine Çevrim santrali şantiyesi.İşin ana taşeronu Yunanlılar, türbinler Siemens ve alt taşeronlar da Türkler.Çok uluslu bir proje.

    Birkaç resim ekledim, daha çok resim var da sabrım kalmadı yüklemeye, neyse şantiye ortamı o kadar karışıktır ki, sorunsuz ve acil olmayan iş yoktur, her iş acildir ve sizin iş yapabilmeniz için başkalarının işlerinin engellenmesi gerekebilir.Mesela siz bir yere kaynak yapacaksınızdır ama bir bakarsınız sizden önce birisi o alanda başka bir iş için iskele kurmuştur ve işini bitirmeden iskelesini toplamadan öyle bırakmıştır.Sizde gidersiniz onların iskelesini söktürmeye çalışırsınız, bu sürede bir sürü daha problem çıkar.Tam anlamıyla bir sinir harbi var.

    Şantiyedeler de özellikle sıcak havalarda güneş sizi çok zorlar, susarsınız diliniz damağınız yapışır, ayrıca makine değilde insanlarla iş yaptığınız için sorunla karşılaşmamanız mümkün değildir.Eldivenden ayakkabıya kadar, iş elbisesinden sigara içme yerine kadar onlarca teferruatla uğraşmanız gerekmektedir.Eğer birde sorumlu sizseniz yani şantiye şefi iseniz, Allah Sabır versin demekten başka çare kalmıyor.

    Şantiyecilikin tek güzel tarafı diyelim, iş saatleri dışında kalan vakitlerdi değerlendirmek, çünkü başka başka memleketlerde oluyorsunuz yapayalnızsınız, mekanlar, ortamlar yeni insanlarla takılmak gerçekten zevkli.

    Biraz mola vereyim, aralıksız bir aylık çalışma sonunda 2 gün bursa ya kaçtım onuda nette geçirmek istemiyorum 🙂

    Müsait bir zamanda devam edeceğim…

     
  • Emre SEYMENLER 07:37 - 29 April 2012 Permalink | Cevapla  

    Hani Kimi Zaman 

    Pazar sabahı, 9 günlük bir buhar türbini bakımından yeni gelmişim, pazartesi günü sayısal analiz sınavım var, canım hiç mi hiç çalışmak istemiyor, bütünleme sınavının olması ve master öğrencisi olmamdan dolayı gelen bir rahatlık ve boşvermişlik, ayrıca kafamda yapmak istediklerimin heyecanı, web sitelerim deki güzel gelişmeler ve zihnimi boşaltma isteği de olunca açıkcası hiç mi hiç bişey yapasım gelmiyor, boş boş ekrana bakıp Sertab Erenerin hani kimi zaman şarkısını 30 kez tekrarlamak daha cazip geliyor.

    Biraz İzmit ten bahsedeyim, kaldığım otel tam merkez de yürüyüş yolu üzerindeydi, çok iyi olmasada, 23 nisan da ki doluluktan dolayı ancak bulabildiğimiz bir oteldi ama kahvaltılarında börek olması beni güzel ve severek kahvaltı yapmaya sevk etti.İzmitin merkezinde o yürüyüş yolu denilen yerde bolca ağaç olması yeşillik ve geniş bir yürüme alanının olması beni keyiflendiren, hayattan zevk almama sebeb oldu.Ayrıca akşam yemeklerini de aynı yürüyüş yolu üzerinde yememiz, güzel bir et lokantası tarzında bir yerdi, isim vermiyeyim reklama girmesin 🙂 benim için iş yorgunluğunu atmanın en güzel yoluydu.Artık havası mı suyumu yaradı bilmiyorum, geldikten sonra bana değişmişsin diyenler oldu, işin özü yaramış yani 🙂

    Bakım çalışmasında, 2 hollandalı ve 1 amerikalı süpervizörle çalıştım, iş güvenliğine ne kadar dikkat ettiklerine şahit oldum,  haliyle bilgi aktarımı oldu bolca, güzel dostluklar kurduk, hepsinin de ilk seferleriydi Türkiye de ve ulvi bir görev olarak Türkleri ve Türkiye yi iyi tanıtmam gerekiyordu, elimizden geldiğince tanıtmaya çalıştık.

    Sonuca gelirsek, başarıyla tamamlanmış bir bakım, Yabancı bir firmayla ortak iş yapmanın ve örnek teşkil etmenin mutluluğu, bilgileri cebe atmanın hazzı ve güzel yemekler yediğimiz ve keyifli zamanlar geçirdiğimiz 9 günlük İzmit macerası.

     
  • Emre SEYMENLER 18:31 - 24 March 2012 Permalink | Cevapla  

    Enerji Sektörü 

    Yazı yazmayalı uzun bir süre olmuş, bunda benim üşengeçliğimin yanı sıra iş hayatımda ki yoğunlukta etkili.Enerji sektöründe çalıştığımdan, sektörü yakından takip ediyorum.Haberlerden tutun da ülkelerin enerji politikalarına kadar.Daha önce makine sektöründeyken, bu alan hakkında pek bir ilgim ve bilgim yoktu.Benim için önemli olan bilgisayarı açtım mı çalışıyor olmasıydı ama işin iç yüzü öyle değil.

    Enerjinin üretim yolları çeşitli, kömür santralleri, gaz türbinleri, fuel oil, nükleer, rüzgar, güneş…. tabi bunlar doğaya etkisiyle sıralamaya kalkarsak sıralama değişecektir ama ülkelerin politikaları söz konusu olunca işler değişir, bazı şeyleri mecburen göz ardı etmek zorundayız.

    1 – 1.5 ay evveli bir doğalgaz krizi oldu, doğalgazlı enerji santralleri yarım yükte yada hiç çalışamadılar çünkü gaz vermediler.Ya santrallere gaz vereceklerdi yada insanlara, tercih insanlardan yana oldu.Bu gaz sıkıntısında başka olaylarda varda konumuz bu değil.

    Enerji olmazsa olmazlardandır ülkeler için, enerjinin faydalarını saymıcam ama şu var, insanlar nükleere karşı çıkıyor, hese karşı çıkıyor, termiğe karşı çıkıyor, rüzgara karşı çıkıyor, eee nasıl elektrik üretcez…

    Şuanda Çin de 28 tane nükleer santral kuruluyor ve 48 tane de proje olarak bekliyor…Siz neden bahsediyorsunuz.

    Sonuca gelirsek enerji sektörü şuanda en önemli sektör zaten işadamlarına bakarsanız herkes enerjiye yatırım yapıyor.Rekabet kızışıyor, elektrik satma işi borsaya tabi olduğundan kimin verimi yüksekse kimin hammaddesi ucuzsa parsayı o götürüyor.

    Son yapılan teşviklerlede görülüyor ki ülkemizde enerji sektörü destekleniyor ki desteklenmeside gerekli.Eğer makine mühendisi olupta sektör derdine düşen meslektaşlarım varsa, enerjiyi öneririm.

    Enerji üzerine konuşacak çok şey var ama parmaklarım artık uzun yazmaya gelemiyor.Bu yazıda bu seferlik böyle olsun…

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal