Son Güncellemeler Yorumları Göster/Gizle | Klavye Kısayolları

  • Emre SEYMENLER 21:40 - 06 July 2018 Permalink | Cevapla
    Etiketler: alkali diyet, alternatif tıp, aroma terapi, benim bir fikrim var, fitoterapi, geleneksel tıp, günlük nasıl beslenmeliyiz, sağlıklı yaşam   

    Günlük Alınması Gereken Vitamin ve Mineraller 

    Peygamber Efendimizin buyurduğu, 5 şey gelmeden önce 5 şeyin kıymetini bilin;

    • Hastalık gelmeden önce sıhhatin
    • Yaşlılık gelmeden önce gençliğin
    • Fakirlik gelmeden önce zenginliğin
    • Meşguliyet gelmeden önce boş vaktin
    • Ölüm gelmeden önce dünya hayatının

    hadisini hemen hemen herkes duymuştur, yazımın konusu bu beş şeyden ilki olan sıhhat ve hastalık konusu, zaten düşününce hepsi birbiriyle ilintili lakin sıhhat gibisi yok…

    Neden bu konuyu seçtim, epeydir burada yazı yazmıyordum, boş durmadığım bir gerçek ama bazen her şeyi yazmak yada bir şeyler yazmak özellikle de yazımın ana konusu olan sağlık sıhhat mevzularıyla ilgili yazmamın sebebi bu konularda sıkıntı yaşıyor olmamdan kaynaklanıyor.

    Allah’a şükürler olsun nice hastalıklar var ki, benim rahatsızlıklarım onların yanında solda sıfır kalır, lakin insanın eline toplu iğne batsa malum canı acıyor…

    Beyin bedava diyen arkadaşa çok haksızlık ettiler, adam gerçekten anlayana çok güzel bir söz söyledi ama işte, malum ülkemizin internet mizahı yeteri kadar malzeme kullandı, ama hakikaten beyin bedava ve müthiş bir şey, bir kere çalıştırdınız mı sonra devamı geliyor, yükledikçe yüklüyorsunuz, daha fazla istiyor, benim de bu aralar favori konum sağlık.

    Instagram diye bir sosyal medya var ki, facebooktan kaçan herkes orada, daha kolay daha pratik, ihtiyacı karşılıyor, haliyle bir şeyler öğrenmek isteyenler için müthiş bir yer, benim takip ettiğim konular ise sağlık ve doktorlar, dermatologdan, iç hastalıklara, glutensiz yaşamdan, vücut geliştirmeye, spordan, beslenmeye bir çok konuda güzel içerikler üreten kişiler var ve artık bazı şeyleri o kadar çok görünce biraz da üstüne gidince yavaş yavaş uzmanı oluyorsunuz.

    Beynin güzel tarafı ise, birçok farklı alanda ki konuları birleştirip ortaya güzel sonuçlar koyabiliyor olması… başladığım bir kitap var Ayşegül Çoruhlu’nun Alkali Diyet adlı kitabı, vücudumuz da ki asit ve alkali dengesinden bahsediyor, mitokondrinin enerji üreten fabrikalar olduğunu ilkokul yada ortaokul her neyse orada öğrenmiştik ama bu kitap ta ise bu mitokondrinin ne kadar hassas olduğunu öğreniyorum.

    Şimdi, sahip olduğum problemleri biraz yazayım, spor yapıyorum ve yaptığım sporda çok fazla enerjiye ihtiyacım var ama bu enerjiye sahip değilim, vücudumun bir bölgesinde var olan bakterileri yok etmem gerekiyor ki sürdürülebilir bir sağlığım olsun, istediğim şekilde hem modern tıp hem de fitoterapi yada alternatif tıp konusunda bilgili hekime rastlayamamış olmam, yakmam gereken yağlarımın olduğu ve spor yapmama rağmen gitmediği… bazı şeyleri değiştirmem gerektiğini bildiğim halde ne yapacağımı bilmediğim için duyduğum kaygı…

    İlk problemimden başlıyayım, yoğun güç ve enerji gerektiren sporum da istediğim full enerjiyi nasıl sağlayacağımı mitokondrilerimin verimli çalışması gerektiği konusunda karara vardım ve mitokondrinin verimli düzgün çalışabilmesi için ortamın alkali ( hani asit baz ph dengesi var ya ondan bahsediyorum ) olması ve mitokondrinin işlevini yapabilmesi için gereken, magnezyum gibi minerallere ihtiyacım olduğunu anladım. Kısaca magnezyum tüketmeliyim günlük ne kadar ihtiyacım varsa…

    Daha sonra yada ilk olarak ortamın alkali olabilmesi için vücuda gerekli olan mineralin kalsiyum olduğunu, eğer vücut yeterli kalsiyuma sahip değilse kemiklerden bu kalsiyumu aldığını, bir bölgeniz de kireçlenme var sa orada asitli ortam sorununuz olduğunu, ve benim gibi birinin peynir yada kalsiyum veren besinleri almadan sadece günde 500 gram yoğurt yiyerek günlük ihtiyacını karşılayabildiğini öğrendim. Ayrıca kalsiyum ve magnezyumun bir çok işte birlikte yer aldığı falan filan….

    Gelelim bakteri sorunuma, bilmediğim bir sorunun bana bazı şeyleri kaybettirdiği yada acı çektirdiği hatta uzun süreli acı çektirdiği beni kitlediği doğrudur, vücudumda bazı anormal durumların olduğunu görmüştüm lakin nedense bir önlem almamıştım, aslında düşünsene olağan dışı bir durum var ve senin canın sıkıldığı halde harekete geçmiyorsun, tabi bunun alt nedenleri olarak korku ve bilgisizlik yattığı besbelli… ve burada kendi çözümlemem şu şekil oldu, madem ben ilaç doktor hastane üçlüsünden korkuyorum, bana korku değil ümit veren bitkisel tedavilerin bana ne şekil uygulanabilir olacağını bilmem beni çektiğim acılardan kurtarabilirdi, lakin fitoterapi, alternatif tıp, aromaterapi, ayurvedik tedaviler, eski hekimlerin sırlarını bilen acaba kim yada kimler vardı, malum ön yargılı şifacıların olması, doktorların bir kısmının bu konularda tartışmaya bile gerek görmemesi, yahut bilmemesi, beni kendi derdimi kendimin çözmesine itti ve malesef ki bu konularda ilmimin olması, sadece ipucu üzerine gitmem ama asıl olayın, deneylerle kanıtlabilir olması ve benim bu konuda çaresiz kalıyor olmam oldukça üzücü…

    Gelelim yağlardan kurtulmaya, dediğim gibi haftada üç gün maksimum spor yapmaya çalışıyorum, arada fireler olsa da yine de sporsuz haftam nadirdir, ama gel gör ki bir miktar yağ sorunum var, bunun asıl nedeni elbette beslenme yanlışları… Bir söz var, Beslenme doğruysa ilaca gerek yok, beslenmen yanlışsa ilacın faydası yok… şimdi bu söz doğru bir söz ve ama gel gör ki bütüncül bir tıp yada önleyici koruyucu tıp olarak hangi aşamadayız…

    Hepsini toparlarsam, yeterli beslenemediğimiz için hasta oluyoruz, doğru yönlendirme olmadığı için hastalığa şifa bulamıyoruz, paraları hastanelere, ilaçlara saçıyoruz, hem zaman kaybı hem hastalık nedeniyle iş kaybı… ve devamında bir çok sorun…

    Peki ya çözüm ?

    Bana göre ilk olarak şu yemek listeleri yapılması gerek, insanların sağlıklı beslenebilmesi için yada sağlıklı olabilmesi için günlük alması gereken vitamin ve mineralleri ne yerse alır gibisinden bir yemek listesi, sallıyorum, günlük 300 mg kalsiyum için sabah 50 gram beyaz peynir ( gerekirse marka versinler yada standart ) akşam 200 gram yoğurt, b vitamini için sabah bir yumurta akşam da semiz otu yemeği gibi bir yemek listesi yapmaları gerekir, ve de alternatifleri olmalı, akşam yemeği için aynı değerleri verebilecek, bir çok yemek olmalı ki insanlar sıkılmasın.

    Bu dediğim olayı, devletin hastanelerinde çalışan, doktorlar, diyetisyenler neden yapmıyor, biriniz de Allah rızası için şu işi yapın yahu, ne kadar büyük bir iş olduğunu göremiyor musunuz, alacağınız hayır duaları ve de bu ülkeye katacağınız değer sonsuz olacak, bunu yalvarırım tez zamanda birileri yapsın, kaybedecek bir saniyemiz yok bu ülkede…

    İkinci olarak, devletin fitoterapi yada bitkilerden elde edecekleri şifa sırları için, devasa bir botanik bahçesi olan devasa laboratuarlara ihtiyacı var, en nefret ettiğim durum şu, televizyona çıkıyor birileri diyor ki kekik diş etlerine iyi geliyor, eyvallah güzel de, kaç derece su da demlicez, kaç dakika demlicez, uygulamasını nasıl yapacağız, hangi kekik türü, kekik doğru mu kurutuldu, taze kekik mi, 2018 yılında ben farazi konuşmalardan nefret ettim, kardeşim madem böyle bir bilgiye sahipsin bunu deneylerle ispat et, yap yahu 100 tane deney yap, her derece suda kekiğin suya vereceği maddeleri test et ve bize gerçek bilgilerle gel, illa ifşa et demedik, bunu tedavi haline getir ve devlet bünyesin de bunu insanlarımıza ve insanlığa uygula, bu paha biçilemez bir değerdir…

    Dediğim gibi, devasa bir botanik bahçesi olan, arkasında her türlü otu bitkiyi yetiştiren bir modern laboratuar olmalı ki, işlem sonuç versin, elbette her yöreye özgü farklılaşmış bitki türleri olacaktır, onların da keşfi ve deneyleri yapılarak bu işin insanlığa sunulması gerekiyor en acilinden…

    Üçüncü olarak, ne şekilde beslenmemiz gerektiği neler yememiz gerektiği belli olduktan sonra ihtiyacımız olan ürünlerin organik olarak üretilmesini sağlamak, zehirli ilaçlı ürünleri yiyerek yine mi hasta olacağız…. Geleceğin mesleği organik tarım ve ne olursunuz bir an önce geçelim bu düzene ve ölmeyelim…

    Derdimiz ölümden kaçmak değil, hastalıklardan kaçmak, çalışacaksak sağlıklı bir vücutla çalışmak, ibadet edeceksek sağlıklı bir vücutla ibadet etmek, spor yapacaksak dipçik gibi olmak….

    Bu dediklerim devlet politikası olmalı, halkı yaşat ki devlet yaşasın, insanlarımızın ben artık daha kaliteli bir hayatı hak ettiğini düşünüyorum, önce kendimiz, sonra ailemiz, çevremiz derken tüm dünyayı kurtarmalıyız…

    Allah’ım bu bir yalvarış, ne olursunuz bu gönlümden geçenler tez zaman da olsun, kaybedecek tek bir saniyemiz yok, gayemiz, halka hizmet, insanlığa hizmet, size hizmet…

    Amin…

     
  • Emre SEYMENLER 18:52 - 26 November 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: , Cem Seymen, sürdürülebilirlik   

    Bir Bıldırcın Nelere Kadir 

    İnsanların zevkleri değişir mi yoksa zevklerinin ne olduğunu büyüğünce mi anlıyor çok ta kafa yorulacak bir soru değil, en azından benim için… düne kadar ilgimi çekmeyen durumlar konular şuan ise saatlerce sıkılmadan peşinden gidebileceğim, izlerken dinlerken zevkten dört köşe olduğum konular halini aldı.

    Mesela, tarım, doğa, hayvancılık ve de sürdürülebilirlik…Çok fazla televizyon izleyen biri değilim, hoşuma giden bir programa denk gelirsem de tv yi ne kadar özlediğimi anlıyorum, ama aslında özlediğim tv değil, tv de ki güzel programları izlerken aldığım keyif, yine böyle anlardan biri bu yazıyı yazmadan az önce meydana geldi. Cnntürk ekranlarında “Cem Seymen”‘in hazırladığı “Başka Bir Dünya Mümkün” programında balıkçılık üzerine sürdürülebilirlik kavramı ve Fransa’da ki güzel bir kooperatiften bahsetti. Bu konu iki yönlü ilgimi çekti, ilki bir kaç haftadır balığa gidiyor olmam ve diğeri ise az da olsa benim de ülkenin hayvancılığına katkı olarak üretim gerçekleştirmemdir.

    Fransa’da ki o kasaba da yer alan balıkçılık müzesinde bir balığın nasıl fiyatlandırıldığı, hangi aylarda hangi balığın avlandığı gibi harika ötesi görseller mevcut. Gelelim yazımızın başlığına bir bıldırcın bakalım nelere kadir gelecek…

    Biraz vakit bulabilirsem güzel bir kısa ama öz kitapçık daha yazacağım ve bu sefer konu bıldırcın yetiştiriciliği olacak ve kişisel deneyimlerim ve analizlerimi içerecek. Ama bu yazıda biraz değineceğim, nasıl mı, aynen şöyle…

    Şimdi devletimiz dışarıdan et ithalatı yaparak et fiyatlarını ucuzlattı, insanlar biraz daha fazla et yiyebilecek, benim bıldırcın üretimi olaylarım da bu tarz bir yaklaşımla başlamıştı, üretmek, çok olsun ki insanlar ucuz ucuz yesin, ülkemize değer katalım gibilerinden ama gelin görün ki, maceram 4 ay gibi bir sürede gerçeği çok çabuk gösterdi ve beni ülke ekonomisi, çiftçilerin bulundukları durum, bu durumlardan nasıl kurtuluruza kadar bir çok konuda görüşümü genişletti.

    Cem Seymen’in bu hafta yayınlanan programında, üretici kar edemezse üretimi durdurur ki gibi bir söz sarfetti, belki de daha güzel söylemiştir lakin aklımda o tarz kalmış, şimdi bu sözün açılımını yapayım, bir bıldırcın üzerinden.

    Ufak bir veri analizi yaptım,

    Deney gurubum olan 4 adet yetişkin bıldırcın ki bunun ikisi dişi ikisi erkek, veriler aynen şöyle;

    • 4 Adet Yetişkin Bıldırcın 1 Ayda tam 4 kilo yumurta yemi tüketiyor.
    • 1 kilo yumurta yemi 2,5 lira, perakende fiyatı
    • 1 dişi bıldırcın havalar güzel ise sıcak ise ( kış ayları istisna ) her gün 1 adet yumurta veriyor.
    • 12 adet yumurta viyol denilen plastik şeffaf kutuda ve üzerinde üretim sertifikası firma bilgileri olacak şekilde etiketli bir halde toptancıya satış fiyatımız 1,7 lira.
    • 1 viyol tanesi internet üzerinde 25 kuruş ( toptan alımlarda daha da ucuzlayacak farkındayım )etikette 25 kuruş diyelim ( etiketi araştırmadım varsayıyorum ).

    Bu bilgiler ışığında bakalım katil kim çıkacak ???

    Şimdi hemen dört işlem yapalım, 1 bıldırcın ayda 2,5 lira yem tüketiyor, bu bıldırcının 12 yumurtası 1,7 liraydı, bu 1,7 liradan 25 kuruş viyol ve 25 kuruş etiketi çıkartırsak kalır, 1,2 lira onu da ona bölersek bir yumurtanın satış fiyatı 10 kuruş olur, bu bıldırcın ayda 30 yumurta verirse, aylık getirisi 3 lira.

    Şimdi gelelim para kazanmanın altın formülüne;

    Para = Satış Fiyatı – Maliyet

    Para = 3 – 2,5

    Para = 0,5 Türk Lirası ( Bir bıldırcının adet başına getirisi, buna işçilik kira, vergi, fatura o bu su dahil değil. )

    Bir adet bazlı üretimden bunu kazandık, diyelim 100 bıldırcın olsa günde 100 yumurta satış fiyatı 300 lira maliyet 250 lira kazanç 50 lira oooo deli para…

    Peki bende şuan kaç adet bıldırcın var, bu hafta doğanlar ile birlikte 75 adet ve iki haftalık daha kuluçkada yumurtalarım ve velhasıl toplam da 100 adetlik kapasiteye ulaşmış oluyorum.

    Özetlersem, her gün ve ya en fazla iki günde bir giderek, yemini suyunu, yumurtasını topladığım sistem bana ayda 50 lira para kazandıracak, ki buna depomun kirası, elektrik ücreti su falan dahil değil.

    Azıcık hesap bilen biri bu işin yürümeyeceğini bilir ve bu işi sonlandırır. Peki ben ne yaptım, herşeye rağmen üretime devam diye bir yazı yazdım ve üstüne bir de daha kolaylık olsun diye kafes sistemi siparişi verdim, lakin bazı sıkıntılar yaşadım ve geçen cumartesi bu işi bırakma kararı aldım. Aslında bırakma değil de sadece üretime ara verdim, mevcut sayıyı koruyup havaların ısınmasıyla tekrardan devam edeceğim tabi o zamana kadar şartlar ve mekanlar değişmez ise !!!

    Toparlıyorum, benden 1,7 liraya alınan yumurtalar piyasa da kaç para dersiniz, iki tane market zincirinde ki fiyatı söyliyeyim, biri 12 yumurtayı 4 liraya satıyor diğeri 2,5 lira. Kalitelerini kıyaslayamayacağım çünkü iki üründen birini gördüm diğerinin etiket fiyatını gördüm, kalite hakkında bilgim yok.

    Bir de bu aralarda tv lerde ağaçlarını kökünden kesen çiftçilerin haberleri dolaşıyor, para kazanamadıkları gerekçesiyle ağacı kökünden kesiyorlar. O çiftçilerin durumlarını anlar oldum. O insanların nasıl bir psikoloji de olduğunu eğer bir de tüm hayatlarını o işten kazandıkları ile idame ettiriyorlarsa nasıl bir halde olduklarını hayal bile edemezsiniz.

    Peki bu olayın çözümü nedir, bence bir çözümü var ama o bu yazının konusu değil.

    Peki bu kadar konuştun ne oldu, ne anlatmak istedin bize,

    1- Cem Seymen’in dediği gibi amacı olmayan programları yapmayın ve izlemeyin

    2- Doğaya sahip çıkalım sürdürülebilirlik kavramının içini dolduralım

    3- Az çok demeden üretelim, üreticiye hakkını verelim

    4- Çok okuyalım, sorgulayıcı olalım, kafa yoralım

    5- Çokça insana anlatalım, onlar da bilgi sahibi olsun

    6- Bir kişi neyi değiştirebilir ki demeyelim

    7- Sevgiyle kalın…

     
  • Emre SEYMENLER 20:13 - 15 November 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: bakış açısını değiştirmek, bıldırcın, , bıldırcın yumurtası, bursa bıldırcın, bursa bıldırcın yumurtası, çiftçinin hali, ekonomik krizden çıkış yolu, üreticinin hali   

    Herşeye Rağmen Üretime Devam 

    Bir çok konunun ilgimi çekmesi sebebiyle bir çok işe girişmişimdir, genel itibariyle sıkılmam yada gerekli sabır ve yatırımımı yapmamam dolayısyla işler ya yarım kalmıştır ya da bırakmışımdır. Bu olayların çeşitli alt sebepleri var tabi ki, mesela son olarak büyük plastik kasalarda domates yetiştiriyordum, bir de gölgeli bir ortamda, sulaması sonra uzayan fidelerin askıya alınması falan derken 3 aydan fazla emek verdim ve karşılığında sadece 4 adet domates elde ettim, tabi sadece tek bir fideden ibaret kiraz domatesim ise kasım ayı oldu hala domates veriyor, demem o ki, öğrenme maliyeti derken birşeylerle meşgul oldum, en azından yeni deneyimler kazandım.

    Gelelim bu yazımızın sebebine, yukarıda açıkladığım gibi yine bir alana ilgim oluştu, bu alanın adı Bıldırcın Yetiştiriciliği, ilk başta 6 adet yavru bıldırcın aldım, sonra annem bir 4 tane daha al dedi, sonra bu 10 bıldırcından 1 tanesi nedense öldü, elde kaldı 9 tane. Ben bunlara 2 ay güzelce baktım, başladılar yumurta vermeye, 9 tanesi de aynı kafeste, lakin hangisi dişi henüz bilmiyorum, gün aşırı bakıyordum ve yumurta sayılarını ve dişi sayısını tahmin edemiyordum. Aslında dişi ve erkek ayrımı çok basitmiş ama o zamanlar kafam başka yerlerde olduğundan bilemiyordum ve öyle ki bir tane erkek bıldırcını toplamış olduğum yumurtaların üzerine otursun da bana civciv çıkarsın diye 2-3 gün ayrı bir kafeste tuttuğumu bilirim…

    Sadede geleyim, bu hayvanlar büyüdü, ve ben gördüm ki bende 7 tane erkek malesef 2 tane de dişi varmış, halbuki alırken dişi sayısının tam tersi olmasını istemiştim, neyse almış olduk bir kere ve macera son sürat ilerledi. Bir sabah bir baktım 3 tane hayvanın kafası kanlar içinde kalmış, haliyle hemen ayırdım ve tedavi ettim, daha sonra yumurtaları 1 hafta topladım ve hesapsız kitapsız kuluçka makinası alarak bu yumurtaları kuluçka makinasına koydum. Tam 17 gün kuluçka süresi olan bıldırcınlar, yumurtalardan çıktı ve 14 adet koyduğum yumurtadan 9 yavru çıktı sonra 1 tanesi öldü ve 8 tane şuan hala yaşıyor. Ve bundan sonra her hafta en az 9 en çok ta 14 yavru elde etmeye başladım. Şu dakikalar da tam tamına 69 adet bıldırcınım var.

    Tabi bu arada hızla çoğalan bıldırcınlar sonrası yeni kafes sistemleri, yem harcamaları ve zaman gittikçe artmaya başladı. Dedim ki bunları çoğaltıyoruz ama eee ne olacak bu iş, bu işin sonu nedir, nedir nedir derken dedim bunların yumurtasını satabilir miyiz.

    Bu sorunun cevabını da tanıdığım tavuk çiftliği olan birine sorarak giderdim ama o da ne. Şimdi ben 12 tane yumurtayı toplayacağım sonra onları viyol denilen plastik kutuya koyacağım sonra sertifikamın ve firma bilgilerimin olduğu kağıt ambalajı vuracağım ve böylelikle satışa sunacağım yumurtalarımın 12 tanesini tam olarak x liradan  alıyorlar. Ama marketlere bakıyorsun 2,35 x liradan satıyorlar. Şimdi dedim ki tamam eyvallah benim 1o0 adet bıldırcınım olsa ve 100 tane yumurta alsam her gün elde edeceğim günlük parayı 30 ile çarptım sonra bu hayvanların 30 gün boyunca yiyecekleri yem parasını çıkardım, kalan o kadar komik rakam ki, kesinlikle ticari değil, ayrıca bu hayvanlara baktığım deponun kirasını koymadım bile.

    Ve bir ikilem de kaldım, tamam mı devam mı, bir yandan bu kadar emek ve karşılığı çok az yada zarar, diğer tarafta sen üretme ben üretme ne olacak bu ülkenin hali. Ve kararımı verdim, ben üretmeye devam edeceğim, ama şunu da çok iyi anladım, bundan bir kaç gün önce haberlerde bir çiftçi para etmediği gerekçesiyle nar ağacını kesiyordu, hani bilemiyorum şimdi o kesti ağacını sonra bir başkası ee narı kimse üretmiyorsa bu nar dışardan gelecek ve parası kim bilir ne olacak, o zaman daha mı iyi olacak.

    Ve bu ağacını kesen çiftçi gibi son zamanlarda bir sürü insan bu tür eylemlerde bulundu ve ben de onların halini ilk defa anladım. Peki bu durumun çözümü nedir, benim bıldırcınlar da kolay, yem var su var, yemi ucuz alırsam maliyetim ucuzlar, su zaten her yerde çeşme var, bedava bile bulurum, ama gelelim çiftçiye, gübresi, işçilik ücretleri, mazotu var da var… Ve bir de en büyük sorun aracılar sorunu, ben malı birine, sonra o birine, sonra o da birine vere vere mal her el değiştirdiğinde fiyat katlanıyor…

    Ben bu alanda çok yeniyim, tam olarak sorunun çözümüne vakıf değilim lakin ben de mağdurlardanım, kendi sorunumun çözümüne gelirsem, başka bir olaydan örnek vererek açıklayacağım… Kış aylarının gelmesiyle bende bir kuru öksürük meydana gelir, pek doktorlarla aram olmadığı için bu zamana kadar tedavi olmadım, geçen hafta tv de aktarlar odası başkanının öksürüğe iyi gelen tarifine denk geldim ve uyguladım, sonuç gerçekten işe yarıyor, tarif te andız pekmezi ve keçi boynuzu özü var, peki ben bu zamana kadar hiç bunlardan yedim mi, elbette hayır, ama bir tanıtım sayesinde ben bunlardan aldım, hatta bu yazıyı yazdığım gün bir başkasına da aldırdım ve sağa sola herkese söyledim, diyeceğim şu ki, benim formülüm, reklam ve yeni pazarlar bulmak, birinci elden verebileceğim satış yerleri bulmak. Olaylara her zaman farklı bir açıdan bakmak gerekir, krizler fırsat yaratır derler, bazen olayın vehametiyle net göremeyebiliriz, ama ufak bir bakış açısını değiştirdiğimiz de su anında berraklaşıyor.

    Diyeceğim şu ki, ben üretime devam edeceğim ve gelişmeleri buradan paylaşacağım.

    Sağlıcakla…

     
  • Emre SEYMENLER 15:16 - 30 September 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: sınav sistemi   

    Mühendislik Fakülteleri Sınav Sistemi 

    Mezuniyetin üzerinden epey geçti, sıralı girilen sınavlarda neler yaşadığımı kısmen unuttum, lakin zaman zaman yine sınavlara girmek zorunda kalıyorum. Tabi isteksiz girilen sınavların kimisinden kalıyorum, her kaldığım sınav sonrası canımı sıkan bir mevzu var, sınav ve sınav kontrol mevzusu.

    Sınav sözcüğü bilgi derecesini anlamak için yapılan test, imtihan anlamına geliyor. Mesela bir sertifika almak isterseniz sizi eğitime sokuyorlar sonra da sınav yaparak bilginizi ve yeterliliğinizi ölçüyorlar. Yüksek lisans eğitiminde bazı derslerin sınavlarında notlar açık halde sınava giriyorduk. Ezber yapmayacağımız için seviniyordum, gerçi onda da ders ne anlatıyor bilmediğim için, önüme kainatın formülünü de versen nerede kullanacağımı bilmediğim için bir anlamı olmuyordu.

    Herşeyi geçmek istemiyorum ama en azından kısmi duruma indirgeyeyim, MMO dan bir sertifika için eğitime girdim, ilk sınav hakkımda kaldım, iş saatlerin de ki uyumsuzluklar dolayısıyla püf noktaları kaçırmış olduğumu sınav sonrası öğrendim, neyse dedim ikinci sınava girdim, oda ne, ilk sınav da hakikaten bir çok şeyi bilmeden yaptığımı öğrendim ki, iki sınav arası 3 ay ve elimde ki notlar ne ise onlarla çalıştım, ama sonuç yine hüsran. Bu sefer canım sıkıldı, eğitim notlarının yada elim de ki notların yetersiz olduğunu anladım, bu ilk tespit, daha sonra sınavı okuyan kişiyi merak ettim, sınavları okurken kafasında ki amaç nedir, benden birebir tam bir cevap mı bulmamı istiyor, neden geçmeme olanak tanımıyor ki, bu sertifika sadece başlangıç, eğer ben kötüysem zaten piyasa da iş yapamam, hatalarım var sa zaten projenin kontrolünde ortaya çıkar ve geri döner. Sektörden birilerine danışayım dedim bir konuda onlar da ya biz öyle yapmıyoruz, biz de program var yada şöyle alıyoruz gibisinden lafları duydum, eee tamam da sizin amacınız nedir, gerçekten bilmek istiyorum. Önümüzü açın çıkalım piyasaya işi öğrenelim.

    Sınavımı okuyan yada değerlendiren kişiye ulaşmak istedim ama olmadı, hatalı düşünüyor olabilirim yada doğru düşünüyor da olabilirim, ben yada onlar bu iki seçenekten birinde, neden birbirimizin soru işaretlerini gider miyoruz ???

    Gayrete değer verelim, biz boş kağıt verip te neden bizi geçirmiyorsunuz demiyoruz, gayretimiz ortada iken neden bizim hevesimizi kırıyorsunuz.

    Asıl sorun burada…

     
  • Emre SEYMENLER 21:15 - 06 September 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: Atatürk Paradoksu   

    Atatürk Paradoksu 

    Bu yazıyı yazmama sebep olan Ümmiye Koçak ile ilgili bir haberin başlığında bugün nefes alıyorsam Atatürk sayesindedir yazmasıdır. Güzelim Atatürk’ü kullanmayan kalmadı, ne zaman biri prim yapmak istese, paylaşımını attırmak istese hemen bir Atatürk paylaşımı yada Atatürk ile alakalı bir şey, hop işlem tamamdır, hemen alkış kıyamet…

    Bir zamanlar halkı Din, Allah, Peygamber diye kimler kandırdıysa bu tarz paylaşımlar da aynı değerde.Belirli tribünlere oynamak istiyorsan kurallar basit, umarım her iki tarafta ki bu bağnaz düşünceler son bulur da, Atatürk’ün de dediği gibi, Bırakın beni övmeyi, memleket için ne yapacaksınız onu söyleyin sözünün hakkı verilse.

    Gelelim paradoksa, paradoksun bir sürü tabiri tanımı mevcut, kısaca anlamanız için bir örnek vereyim, “ben her zaman yalan söylerim” bu koyu ve tırnak içerisinde yazdığım bir paradoks, açıklarsak, her zaman yalan söylerim diyor, eğer bu söylediği doğru ise demek ki her zaman yalan söylememiş oluyor, basitçe böyle, peki gelelim yazımızın başlığı olan Atatürk Paradoksu‘na, biz Atatürk ile prim yapanları eleştiriyoruz, ama eleştirirken biz de Atatürk’ü kullanıyoruz, kısacası kısır döngü ve paradoks.

    Aslında mesele şu, biz geçen onca yıla rağmen büyük bir lider çıkartamadık ki sürekli Atatürk’ü kullanıyoruz, tarihimiz de ne kudretli başarılı padişahlar geldi geçti, Ertuğrulgaziler, Fatih Sultan Mehmedler, Yavuz Sultan Selimler, Abdülhamidler, Alparslanlar… bu saydıklarımın hepsi, görevlerini icra ettiler ve devirleri kapandı, saygımız sonsuz hepsine, Atamız da öyle, oda geldi vazifesini yaptı ve ahirete intikal etti, bizim artık yeni bir lidere ihtiyacımız var, ancak bu tartışmalar böyle son bulur.

    Hedef büyük olursa tutturma şansımız daha fazla olur, hakkımızda hayırlısı olur inşaallah…

    Bu arada Ümmiye Koçak için herhangi bir eleştirim yok, az biraz yaptığı işleri biliyorum, eleştirecek bir konumda değilim, kendisine buradan herhangi bir gönderme yapmıyorum. Şahıslarla bir işim yoktur, olmayacakta…

     
  • Emre SEYMENLER 13:10 - 01 September 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: dul, tdk, yeni sözcük   

    Tanımsız Dul Kelimesi 

    Bu zamana kadar nasıl bir kelime türetilmemiş yada insanlar hiç mi benim gibi düşünmedi, merak etmiyor değilim. Ne zaman birinin medeni durumunun dul olduğunu öğrensem, aklıma ilk şu soru geliyor, acaba eşinden boşandı mı, yoksa eşi vefat mı etti…

    Bu yazıyı yazmadan önce Türk Dil Kurumunun sitesinden sorgulama yaptım ve aynen şu şekil;

    Eşi ölmüş veya eşinden boşanmış kadın veya erkek, bu iki durum birbirinden farklı şeyler ki, nasıl oluyor da bu ikisini bir tutup tek kelimeye indiriyoruz, neden dilimize bir kelime daha üretmiyoruz ???

    Bu konuda ki görüşümü TDK’ya bildirmek istedim, TDK’nın da Türkçe Tartışma Topluluğu varmış, ama ne yazık ki sayfa açılmadı.

    İşin özü dul kelimesi eşi ölmüş insan için kullanılmalı, yada iki durumdan birine indirilmeli, nasıl ki öksüz ve yetim farklı iki anlama gelip kafa karışıklığı oluşturmuyorsa bu durumun da acilen çözülmesi gerekiyor, dilimize güzel bir sözcük kazandırmak hoş olurdu.

    Umarım bu hayalim gerçek olur…

     
  • Emre SEYMENLER 06:55 - 27 August 2017 Permalink | Cevapla
    Etiketler: alabalık tesisi, cerrah mahallesi, inegöl alabalık tesisi, inegöl cerrah   

    İnegöl Cerrah Mahallesi Kalkınması Üzerine 

    Cerrah Mahallesi, yada halk tabiriyle Cerrah Köyü, İnegöl’ de bulunan oldukça güzel bir mahalle, tarım alanları, deresi, hesleri, piknik alanları ile İnegöl’lüler için hem yakın hem de soluk alınabilecek bir yer. Cerrah’ın kalkınması için ufak bir önerim olacak, bu yeni bir fikir değil, sadece başka bir köy de gördüğüm bir tesisin aynı şekilde Cerrah’a uyarlanması.

    Yukarı da ki videoyu ben çektim, İznik’te Dereköy de bulunan bir hidroelektrik santralinden çıkan suyla oluşturulmuş bir alabalık çiftliği. İşte benim önerim de bu, Cerrah’ta zaten dere var ve bu şekil bir tesis oluşturulduğunda Cerrah için ekstradan bir de sırf alabalık yemek için gelinecek ve bölge halkı için yeni istihdam ve ülkemiz ekonomisi içinde bir canlılık söz konusu olacak.

    Bu fikrimi umarım biri dikkate alır da, hem üretken bir toplum hem de Cerrah’ta alabalık keyfi yapan güzel insanlardan oluruz.

    Saygılarımla…

     
  • Emre SEYMENLER 19:57 - 08 October 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: makine mühendisi kitap, mühendis el kitabı, mühendis işe başlangıç kılavuzu, yeni mühendisin el kitabı   

    Yeni Mühendisin El Kitabı 

    Epeydir aklımda olan ama bir türlü tamamlayamadığım kitapçık projemi nihayet tamamladım ve artık sizlere sunma vakti geldi. Kitapçık, iş hayatına yeni başlayan yada başlayacak olan meslektaşlarıma, iş hayatında karşılaşacakları durumlar hakkında önceden bilgi sahibi olmaları için hazırlanmıştır. 50’den fazla alt başlıkta iş hayatına hızlıca bir giriş yapmanızı sağlamak amacıyla hazırladığım bu kitapçık, sudan çıkmış balık etkisini bir nebze olsun hafifletecektir.

    Kitapçık, bir makine mühendisinin gözünden yazıldı, lakin iş hayatının genelini kapsayacak tarzda olduğundan tüm mühendislik ve iş hayatı için geçerlidir.

    Sizlerden istirhamım, kitapçıkta rastlayacağınız, yazım, mantık yahut her türlü öneri ve şikayetlerinizi lütfen iletmeniz.

    Bizim tek bir derdimiz vardı, boynuzların kulağı geçmesi, bu niyetimizde bize yardımcı olacak herkese şimdiden şükranlarımı sunarım.

    Emre Seymenler

    Mak. Müh.

    Download

    yeni-muhendisin-el-kitabi

    İçindekiler

    1. Mezuniyet
      • Askerlik
      • İş Bulma
        • Referans
        • İnsan Kaynakları
        • Kariyer Siteleri
        • İşkur
        • Gazete
        • Linkedin
        • Siyasi Parti
      • İstek – Arzular
      • Gelecekte Olmak İstediğin Yer
        • Kendini Tanıyor Musun
        • Rol Modelin Var Mı?
        • İdealin, Hedefin Nedir ? ( Para, Saygınlık )

     

    1. İş Başlangıcı
      • İlkgün
        • Giyim Kuşam
        • Bakışlar
      • Üstlere Hitap
        • Abi – Abla vs Beyfendi – Hanımefendi
      • Astlara Hitap
        • Ustalar ve Elemanlar
      • Master
      • Sorunlar ve Çözüm Yolları
        • Sendende Ondanda Giderek Çözme
      • Bilgi Toplama ( Spy Game )
      • Mobbing
      • Kendini Satma Pazarlama
      • Dürüstlük – Erdem – Ahlak
      • Kurumsal Şirket – Laçka Şirket
      • Kötü Patron İyi Patron
      • Kötü Müdür İyi Müdür
      • Bilginin Saklanması ( Yer Kaybetme Korkusu )
      • Sürekli Gelişim
      • İş Kaybetme Korkusu
      • Farklı Yönlerini Açık Etme Gizleme
      • Bilgiye Ulaşım
      • Diğer Yeteneklerini Şirkette Kullanma Kullanmama
      • Çevre Edinme
      • Moral Motivasyon
      • Aile Etkisi Katkısı
      • Zihin Geliştirme
      • Sivil Toplum Dernekler Bağlantılar
      • Stres Yönetimi
      • Arabuluculuk
      • Taviz Verme
      • Tavizi Geri Alma
      • Kötü Başlangıç
      • Kötü Başlangıcı İyiye Çevirme
      • Kariyer İş Yerinde
      • Zam Sosyal Haklar İsteme
      • Güç Elde Etme
      • Sertifika Seminer Eğitim
      • İş Yerindekilerin Karakter Analizi
      • Zayıf Noktalar
      • Kitapçık Okuma
      • Doğru Zamanda Konuşma
      • Yaş Farkı
      • Düşman Edinme
      • Dost Edinme
      • İsim Yapma ( Seni Nasıl Bilsinler, dürüst yalancı )
      • İlk An ( Tepkiler, Tersleme )
      • Çoklu Patron ( Kaç Tane Kocan Var )
      • Kontrollerle İlişkiler
      • Doğru Yapılmayan İşin Sonuçları
      • Kasaba Minnnet Etme Kes Ye
      • B Planı C Planı
      • Kaybedecek Birşeyin Olmaması ( Elini Açık Etme )
      • Zayıf Noktalarını Belli Etme
      • Ünvanını Koru
     
  • Emre SEYMENLER 17:56 - 17 September 2016 Permalink | Cevapla  

    Koşarken Bilmemiz Gerekenler 

    Okumak ve bilgilenmek müthiş bir şey ve bu öğrendikleriniz sayesinde belki bir çok sakatlıktan kurtulma şansınız olabilir. Bende koşuya yeni başladığım ve bu okuma konusunda pek bir iştahlıyım. Reklamları geçersem şimdi size konu başlıkları listeleyeceğim, değerli gördüğüm, önemli gördüğüm başlıklar hakkında bilgi vermek yerine link vermeyi tercih edeceğim. Sizlerin de katkısı olursa güzel bir liste olur. Haydi o zaman başlayalım.

    1. İliotibial Bant Sürtünme Sendromu ( 17.09.16 ) Kısaca koşucularda diz ağrısı olarak özetlenebilirmiş, okumak gerek, incelemek gerek işte link, tıklayınız.
     
  • Emre SEYMENLER 10:38 - 17 September 2016 Permalink | Cevapla
    Etiketler: antrenman günlüğü, koşu, koşu günlüğü   

    Koşu Günlüğüm 

    Not: Bu sayfada yazılanlar birebir yaşanmış olup gerçek deneyimlerdir, isteğim şudur ki, nasıl ki bilim dünyasında yarım kalmış çalışmalar birileri tarafından tamamlanıyorsa, benim de burada elde ettiğim her neyse birilerinin işine yarayıp onu geliştirmesidir. Yerli kaynak sıkıntısının çokça olduğu güzel ülkemizde ister sosyal deney deyin ister deli saçması, isterse gelecek için dikilmiş bir fidan. Bir kişinin dahi işine yararsa ne mutlu bana…

    #17 Eylül 2016

    Her zaman bir arayış peşinde oldum, çoğu zaman bilinçsizceydi, ne zaman kendimin farkına varmaya başladım bu arayışlarım da sürekli yetmemeye başladı. Bu sefer ki serüvenim sağlığım. Aslında bir zincirin devam halkası şeklindeydi, bir ara zihin güçlendirme, dinç kalkma, doğru beslenme gibi arayışlarım vardı, farkettim ki spor bu üç arayışında temelinde yatıyor. Spor’a başladığında kaybedilen kaloriler için bir şekilde beslenmeye başlıyorsun, yaptığın çalışmaların sonuç vermesi için doğru beslenmeye yöneliyorsun, böylelikle vücudun hem gerekli besinleri alıyor hem de spor sayesinde atmış olduğu toksinler ile rahatlıyor, vücut enerjisini doğru yerlerde harcayarak seni daha başarılı kılıyordu. İşte bir taşla bir kuş sürüsü vurmanın yolu da spor.

    Benim sevdiğim spor ise tekvando, lakin eski kondisyonlu günlerimden eser kalmadığı için tekrar forma girmem gerekiyordu ve bir sağlık kitabında okuduğum kadarıyla mucize spor “Koşmak” ve koşmanın faydaları üzerine bir kaç sayfaydı.

    Yapabilir miydim bilmiyordum, koşmak bu yani efor harcamak, zaman vermek, ve de eski tecrübelerimden edinmiş olduğum hamlık sonrası kas ağrıları, biraz gözümü korkutuyordu. Ama koşmanın niyetine girdim ve önce koşu için alışveriş yapmaya karar verdim. Giyim konusunda çok sıkıntı çekiyorum, kıyafetin üzerinde herhangi bir marka görmek istemiyorum, kaliteli, lakin markasız ürün bulmak çok ama çok zor benim için, koşu için bir ayakkabı almalıydım, bilinen markaların mağazalarına gittim, baktım baktım baktım ama hiç biri içime sinmiyordu, nihayet bir tane içime sinen buldum, ve diğer kıyafetleri de tamamladım, artık hazırdım.

    Ve o gün, 30 Temmuz 2016 Cumartesi, alışverişten geldim ve çok az bir dinlenme sonrası koşuya çıktım. Evimin yakınında güzel bir park var lakin, ben yolda koşmayı tercih ettim ve koşuya başladım. Sigara içen birisi değilim, lakin koşuya başladım ama belki 200 – 300 metre sonrası tıkanmalar meydana gelmeye başladı, hafif nefes yetmezliği, yorulmalar, kasılmalar, ve malum sonuç yürümeye dönme oldu, ilk koşumda toplam 6 km mesafeyi yürüme belki %70 – 80 oranında olmak üzere tam 57 dakika 22 saniyede tamamladım. (Devamı …)

     
c
Compose new post
j
Next post/Next comment
k
Previous post/Previous comment
r
Cevapla
e
Düzenle
o
Show/Hide comments
t
Go to top
l
Go to login
h
Show/Hide help
shift + esc
İptal